Top Social

Featured Posts Slider

.

Image Slider

30 Nisan 2014 Çarşamba

"Bu evrende sadece dünyanın ve bizim olduğumuzu düşünmek çok kibirli bir tutum."

Anousheh Ansari, İran, ABD, NASA, Uzayda hayat var mı?, Evrende yalnız mıyız?, Astronotlar,



Uzaya çıkan ilk İranlı uzay kaşifi Anousheh Ansari, evrenin büyüklüğüne dikkati çekerek, evrende başka canlıların da olduğuna inandığını söyledi.

Ansari, dünya dışı yaşama ilişkin soru üzerine, "Orada birileri olduğuna inanıyorum çünkü, oraya baktığınızda evrenin ne kadar büyük olduğunu görüyorsunuz. Milyonlarca yıldız, milyarlarca galaksi var. Bu evrende sadece dünyanın ve bizim olduğumuzu düşünmek çok kibirli bir tutum. Eminim ki bu evrende başkaları da var, ama ben oradayken kapımı çalmadılar" cevabını verdi.

18 Eylül 2006'da uzaya giden, Uluslararası Uzay İstasyonu'nunda kalan ve bu hareketiyle uzaya çıkan ilk İranlı uzay kaşifi unvanını da alan Ansari, "Uzaya uçuşların başladığı şu son 50 yıllık dönemde uzaya giden 52 kadından biri olduğum için kendimi şanslı addediyorum" dedi.

Yolculuğunu "olağanüstü bir deneyim" olarak tanımlayan Ansari, "Evrendeki o kadar şey arasında ne kadar küçük varlıklar olduğumuzu görme fırsatım oldu. Aynı zamanda büyük bir sistemin parçası olmak da harika bir his. Hayata farklı bir yönden bakmanızı sağlayan bir deneyimdi bu" diye konuştu.

Ülkeler ve sınırlar yok

Dünyayı uzaydan gördüğünde kendisini en çok etkileyen şeyin insanlığın belirlediği sınırların görülemiyor olması olduğunu belirten Ansari, "Evrendeki tek evimizi, dünyayı, nasıl koruyacağımızı düşünmeliyiz" dedi.

Şu anda özel sektör firmalarının uzaya yönelik çalışmalarında yer alan Ansari, insanlığın geleceğinin uzayda olduğu belirtti:

"Bütün kötülüklerin temelinde kaynak yetersizliği bulunuyor. Değerli metaller, enerji ve yaşamak için gerekli her şey uzayda bol miktarda bulunuyor. Eğer bu kaynakları kullanmak için barışçıl ve güvenli yollar bulabilirsek, buradaki birçok gerilim azaltılabilir"


| CNN Türk

ABD UFO'ların varlığını neden gizliyor? | ABD başkanı Eisenhower uzaylılarla üç kez görüşüp anlaşmış

ABD UFO'ların varlığını neden gizliyor? | ABD başkanı Eisenhower uzaylılarla üç kez görüşüp anlaşmış


34'üncü ABD Başkanı Eisenhower'ın üç kez uzaylılarla toplantı yaptığı iddia edildi. Başkan'ın danışmanı Timoty Good, uzaylılarla telepatik iletişim kurduklarını söyledi


Eski ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower'ın telepati yöntemi ile iletişim kurduğu uzaylılarla 3 toplantı ve bir anlaşma yaptığı öne sürüldü. Eski hükümet ve Pentagon danışmanı İngiliz yazar Timoty Good, yıllardır dolaşan söylentiyi tekrar gündeme taşıdı. BBC2 televizyonunda Frank Skinner'ın sunduğu programa katılan eski danışman Good, 34'üncü ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower'ın en az üç kez uzaylılarla toplantı yaptığını öne sürdü. Good, FBI ajanlarının telepati yöntemi ile iletişim kurduğu uzaylılarla gerçekleşen toplantıların New Mexico'da bulunan hava üslerinde gerçekleştiğini iddia etti.

ANLAŞMA BİLE YAPMIŞ!

23 Nisan 2014 Çarşamba

The New York Times'ın 1911 tarihli haberi: "Marslılar iki sene içinde, Mars yüzeyinde iki devasa kanal yaptılar."[video]

The New York Times'ın 1911 tarihli haberi: "Marslılar iki sene içinde, Mars yüzeyinde iki devasa kanal yaptılar."


Pek çok saygın bilim adamı Mars’ta hayat olduğunu iddia etti. 1911 yılında The New York Times gazetesi, Marslıların iki sene içinde iki devasa kanal yaptıklarını iddia eden bir haber yayınladı.

Richard Hoagland tarafından keşfedilen bu camdan yapıldığı anlaşılan tüp tüneller (Bknz: Kapak resmi) Mars Gezegeninin şu anda en önemli sırrı olarak kabul edilmektedir. Kayaların arasında gezegenin iç kesimlerine doğru inen bu tünellerin ne amaçla kullanıldığı bilinmemektedir. 


Bilinen tek şey bunların bir yer yüzü biçimlendirmesi yani doğal bir yapı olmadıklarıdır. Nitekim bir çok fotoğrafta görülen ve yüzeyin hemen yakınından geçip aşağılara inen bu tüp geçitlerin gezegenin pek çok yerinde bulunduğunu söylemek yanlış olamayacaktır. Peki bu tünellerin yapım amacı nedir?

NASA tarafından bu tüplerin aslında lav püskürmeleri sırasında oluşmuş yapı bozulmaları olduğu iddia edilmekteyse de, tünellerin biçimleri, düzgün hatlar üzerinde gitmeleri ve bulundukları yerlerin, etraflarının özellikleri göz önüne alındığında gariplikleri/yapay oluşları hemen anlaşılmaktadır. 



uzayda hayat var mı, evrende yalnız mıyız, mars, mars'ta hayat var mı, merih, national geographic, mars'ın yüzeyindeki kanallar,


Rusya'dan ortalığı karıştıracak iddia: NASA Mars'ta hayat olduğunu gizliyor.

Rusya'dan ortalığı karıştıracak iddia: NASA Mars'ta hayat olduğunu gizliyor.



Rusya'dan çok konuşulacak Mars iddiası: NASA sır gibi saklıyor!


Rusya’daki bilim çevreleri Mars ’ta araştırmalar yürüten ABD’nin Kızıl Gezegen’de elde ettiği bulguları dünya kamuoyuyla paylaşmadığını, hatta NASA’nın Mars’ta hayat belirtilerine rastladığını ve bu bilgiyi büyük sır olarak sakladığını iddia etti. 


Rusya’nın üçüncü federal kanalı TV3 ekranlarına gelen haber programına katılan jeoloji profesörü Aleksander Portnov, “Bizim elimize geçen sızıntı bilgilere göre NASA, Gail kraterinde ya eskiden yaşamış canlıların kalıntılarına rastladı veya daha da büyük sansasyon yaratacak şekilde şu an bile gezegende canlı varlık izleri buldu. Fazla yayılma fırsatı olmadan yok edilen son ender fotoğraflarda pek âlâ aynı kraterin içinde omurgalı bir yaratığa ait iskelet kalıntısı görülmüştü. NASA bu iskelete izahat getirmek yerine, robot 30 santimetre çukur açtı diye kamuoyunun dikkatini başka yöne saptırmayı tercih etti” dedi.

Mars'ta omurgalı bir hayvana ait bir iskelet





Rus uzman: "Diğer gezegenlerde yaşam var."

Rus uzman: "Diğer gezegenlerde yaşam var."


Rusya Bilim Akademisi Uygulamalı Astronomi Enstitüsü Başkanı Finkelstein, “Hayatın ortaya çıkması, atomların bir araya gelmesi kadar kaçınılmaz… Diğer gezegenlerde yaşam var ve 20 yıl içinde başka gezegenlerdeki hayatı keşfedeceğiz” dedi.

Dünya dışı yaşamın araştırılmasını konu alan uluslararası bir forumda konuşan Finkelstein, “Samanyolu Galaksisi’nde bir yıldızın (güneşin) yörüngesinde bulunan gezegenlerin yüzde 10’unun Dünya’ya benzerlik gösterdiğine” dikkat çekti.

Rus gökbilimci, “bu gezegenlerde su bulunması halinde hayatın da olabileceğini, hatta insanlar gibi iki kola, iki bacağa ve bir kafaya sahip uzaylıların var olabileceğini” ifade etti. Finkelstein, “Derilerinin renkleri bizimkinden farklı olabilir. Ama insanların bile derilerinin renkleri birbirlerinden farklı” dedi.

UZAYA MESAJ GÖNDERİYORLAR

Finkelstein’ın başında olduğu enstitü, 1960’larda başlatılan ve uzaydaki radyo sinyallerinin tespit edilmesini ve uzaya radyo sinyalleri gönderilmesini öngören bir program yürütüyor. Rus gökbilimci, “Dünya dışı yaşam aradığımız zaman boyunca, genel olarak uzaydan mesaj gelmesini bekledik ama tersini düşünmedik” ifadesini kullandı.


ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), Mart ayında Dünya’ya düşmüş olan fosillerin içinde uzaylı bakterilerin olduğunu öne sürmüştü. 

28 Haziran 2011
Milliyet
22 Nisan 2014 Salı

Uçmayı başaran ilk insan: Endülüslü Abbas bin Firnas

Uçmayı başaran ilk insan: Endülüslü Abbas bin Firnas

Eş-Şeyh Ahmed b. Muhammed El-Makkarî et-Tilemsânî, Nefhu't-Tîb isimli eserinde dünyada ilk uçan kişinin Abbâs b. Firnâs olduğunu ve bu zâtın daha pek çok icadının da bulunduğunu kaydetmektedir.

***

Fizik ve astronomi sahasında birçok keşfe imza atan Endülüslü Ebu'l-Kâsım Abbâs b. Firnâ(vefatı M. 887), aynı zamanda dünyâda uçmayı başaran ilk kişi­dir. Dünya ilim ve teknoloji târihinde maalesef bugü­ne kadar üstün güçlerin dayatması hâkim olmakta ve îcâtlar târihi de taraflı ve bir o kadar da yanlış olarak kitaplarda yazılmaya devam etmektedir.

Böyle olunca da dünyâda ilk uçan kişiler olarak târihe geçen Orville ve Wilbur Wright kardeşlerden 1017 sene önce uçmaya muvaffak olan Abbâs b. Firnâs'ın ismi bile zikredilmez.

Eş-Şeyh Ahmed b. Muhammed El-Makkarî et-Tilemsânî, Nefhu't-Tîb isimli eserinde dünyada ilk uçan kişinin Abbâs b. Firnâs olduğunu ve bu kişinin daha pek çok icadının da bulunduğunu kaydetmek­te ve şu mühim bilgileri yazmaktadır: "İbn-i Firnâs, o zamana kadar hiçbir yerde benzeri görülmemiş bir âlet yaptı. Yaptığı bu geniş satıhlı âletin üzerini ga­yet ustaca has ipekten bir kumaşla kaplayıp, kuma­şı da hiç boş yer bırakmadan kuş tüyleriyle örttü. Uzun çalışmalar neticesinde, yapmış olduğu cihazı bitiren İbn-i Firnâs aleti çalıştırmaya ve ona binerek havada uçmaya muvaffak oldu. Bu âletle uzun za­man havada kaldı, pikeler yaptı. Daha sonra da ade­tâ bir kuş gibi süzülerek yere kondu."


Prof. Dr. Philip K. Hitti, Siyâsî ve Kültürel İslâm Târihi isimli eserinde Ibn-i Firnâs hakkında şunları kaydetmektedir: "İslâm târihinde bu kişi yâni İbn-i Firnâs, insanın uçması hususunda ilk ilmî teşebbü­sü yapan kimse olarak da bilinir. Kaynakların bize naklettiğine göre onun uçmak için geliştirdiğâlet, kuş tüylerinden yapılmış kanatlardan oluşan bir ci­hazdan ibaretti ve kendisini havada uzun müddet uçurabilmişti."

İbn-i Firnâs'tan 750 sene sonra, gelişmiş bir me­kanizma ile Galata Kulesi'nden Üsküdar'a kadar uç­maya muvaffak olan Hezarfen Ahmed Çelebi'nin de maalesef ilim ve teknoloji târihinde adı geçmez.

Dünyâ îcâtlar ve teknoloji târihi tarafsız ve târihî hakîkatlere uygun olarak ele alınmalı ve yazılmalı­dır. Belki bir gün insaflı ilim adamları bunu gerçekleştirirler. İnsanlığın rahat ve menfaati için geçmişte yapılmış bütüçalışmaların sahiplerinin en azından isimlerinin zikredilmesi bir ilim namusu ve insanlık borcudur, 

Kemal Öncel
Yedikıta
Sayı 2, Ekim 2008
Kaynaklar

Eş-Şeyh Ahmed b. Muhammed El-Makkarî et-Tilemsânî, Nefhu't-Tîb, c. III, Dârüssâdır, Beyrut, s. 374.

Philip K. Hitti, Siyâsî ve Kültürel İslâm Târihi, c. III, İstanbul 1980, s. 951.

Fuat Sezgin, İslam'da Bilim ve Teknik, c. I, 2007, s. 18.

15. yüzyılın büyük gök bilimcisi: Ali Kuşçu

15. yüzyılın büyük gök bilimcisi: Ali Kuşçu

Bilimsel çalışmaları nedeniyle NASA tarafından ayın bir kısmına Ali kuşçu başka bir kısmına ise Abbas İbn Firnas’ın adı verildi.




İslam aleminin büyük astronomu ve kelam alimi. İsmi, Alaüddin Ali bin Muhammed el-Kuşçu’dur. Babası Muhammed, ünlü Türk sultanı ve astronomi alimi Uluğ Beyin kuşçusu idi. Bu yüzden ailesi Kuşçu lakabıyla meşhur oldu. Ali Kuşçu’nun doğum yeri ve tarihi kesin olarak bilinmemekte olup, 15. yüzyılın başlarında Semerkant’ta doğduğu kabul edilmektedir. 




Uluğ Beyin hükümdarlığı sırasında Semerkant’ta ilk ve dini öğrenimini tamamladı. Küçük yaşta matematik ve astronomiye karşı aşırı bir ilgi duydu. Devrinin en büyük alimleri olan Uluğ Bey, Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddin Cemşid ve Muinüddin Kaşi’den astronomi ve matematik dersleri aldı. Bu büyük alimlerden aldığı ilimlerle yetinmeyip daha fazlasını öğrenme arzu ve isteği ile kimseye haber vermeden sinesinde ünlü alimlerin toplandığı Kirman’a gitti. Kirman’da bulunduğu sırada akli ve nakli ilimler üzerinde çalışmalara devam edip, burada Hallü Eşkal-i Kamer (Ay Safhalarının Açıklanması) adlı risaleyi ve Şerh-i Tecrid adlı eserini hazırladı.

Kirman’dan tekrar Semerkant’a dönen Ali Kuşçu, Zic-i Uluğ Bey’in hazırlanması çalışmalarına katıldı. Kadızade Rumi’nin ölümü üzerine Uluğ Bey tarafından Semerkant Rasathanesine müdür tayin edildi.

Uluğ Beyin öldürülmesinden sonra Semerkant Medresesindeki dersleri ile rasathanedeki çalışmalarına son vererek Semerkant’tan ayrılıp Tebriz’e, bir müddet sonra da, Uzun Hasan’ın elçisi olarak İstanbul’a geldi. Fatih Sultan Mehmed Han, onun değerli bir ilim adamı olduğunu kısa bir görüşmeden sonra anladı ve ondan Osmanlı Devleti hizmetine girmesini rica etti. Bu teklif üzerine Ali Kuşçu elçilik vazifesini tamamladıktan sonra tekrar İstanbul’a geldi. İlim adamlarına çok büyük ilgi ve hürmet gösteren Fatih Sultan Mehmed, Ali Kuşçu’ya bu ikinci yolculuğu sırasında her konak menzili için bir altın hediye vermiştir. Ali Kuşçu İstanbul’a geldikten sonra, Ayasofya Medresesine müderris tayin edildi. Fatih, Ali Kuşçu’ya bu görevi yanında kendi hususi kütüphanesinin müdürlük vazifesini de verdi. İstanbul medreselerinde astronomi ve matematik ilimlerinde Ali Kuşçu’nun çalışmaları neticesinde büyük gelişmeler görüldü. Derslerine İstanbul’un meşhur alimleri de katılırlardı. İlim sahasında hizmet ve adları ile ün yapmış olan Hoca Sinan Paşa, Molla Lütfi ve Ali Kuşçu’nun oğlu Mirim Çelebi gibi alimler onun derslerinde yetiştiler. Ali Kuşçu, yalnız telif eserleri ile değil, çalışma ve yol göstermesiyle devrini aşan büyük bir alimdir. Uzun seneler Osmanlı ilim ve irfan alemini aydınlatan Ali Kuşçu 1474’te İstanbul’da vefat etti. Eyyub Sultan Kabristanına defnedildi.

Ali Kuşçu’nun yazdığı eserlerden bazıları şunlardır: 

Risale fi’l-Hey’e (Astronomi Risalesi). 1457 yılında Semerkant’ta Farsça olarak yazmıştır. Osmanlı mühendishanesinde 19. asır başlarında ders kitabı olarak okutulmuştur.

Risale fi’l-Fethiyye (Fetih Risalesi): Astronomiden bahseden bu eser, bir önceki eserin eklerle Arabi’ye çevrilmişidir. Bu eserde ekliptiğin eğimini hesap eden Ali Kuşçu, 23°30'17" olarak bulmuştur. Bugün bulunan değer ise 23°27' dır. Bu iki değer arasında küçük fark, Ali Kuşçu’nun astronomideki üstün bilgisini ortaya koyar.

Risale fi’l-Hesap: Matematik kitabıdır.

Risale fi’l-Muhammediyye: Cebir ve hesap konularından bahseder. Eserin son sahifesinde Ali Kuşçu’nun kendi el yazısıyla bir imzası ve eserin 1472 yılında bittiğini belirten bir kayıt vardır.

Bunlardan başka Uluğ Bey Zici’ne yazdığı şerh çok kıymetli ve en mühim eseridir.




20 Nisan 2014 Pazar

Ay'da üs kurmaya hazırlanıyorlar

Ay'da üs kurmaya hazırlanıyorlar

Bazı uzmanlarca Dünya'nın henüz keşfedilmemiş bir kıtası olarak görülen Ay'da insanlı üs kurmak için projeler geliştiriliyor. İlk aşamada robotlar gönderilecek. Ardından insanlı üs kurulacak.




Ay, şimdilik çok tenha. Ancak araştırmacılar burada kurulacak bir insanlı üs için çalışıyor. Üs, başka gezegenlere yapılacak yolculukların ara istasyonu olacak. Bunun temelleri daha şimdiden laboratuarlarda atılıyor. 

Gezegen jeologu Ralf Jaumann, yıllardır Ay'dan alınan bir numune üzerinde çalışıyor. Numune, Ay yüzeyinin kimyasal yapısı ve kaynakları hakkında kapsamlı veri içeriyor.

Alman Hava ve Uzaycılık Merkezi Prof. Ralf Jaumann, "Prensip olarak Ay'da üs kurmak için her şey mevcut. Ama işin bazı zorlukları var. Büyük olasılıkla ilk aşamalarda – ki, bu biraz zaman alabilir -, kendine yetecek istasyonu kuruncaya kadar gereken malzemeyi Dünya'dan Ay'a taşımak gerekecek" şeklinde konuşuyor.

Ay yüzeyinin keşfinde robotlar devreye girecek. İşte onlardan biri: Space Climber. Aracı, Alman Yapay Zeka Araştırma Merkezi uzmanları geliştirdi. Robotun zorlu arazi koşullarında, kendi başına ilerlemesi hedefleniyor. Kavrayıcı kollarla donatılmış örümceklerin bir gün Ay'ın kraterlerine inip numune toplaması, Ay'daki kaynakları araştırması öngörülüyor.

Uzay çöpleri dünyayı tehdit ediyor | Uzaydaki tehlike

Uzay çöpleri dünyayı tehdit ediyor | Uzaydaki tehlike


Dünya yörüngesindeki uzay çöpü, iletişim ve araştırma cihazlarını tehdit ediyor. Miktarı giderek artan çöp, uzay yolculuklarını da riske atıyor. Avrupa Uzay Ajansı uzay çöpüneden korunma projeleri geliştiriyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin uydu işletmecileri ve astronotları dünya yörüngesindeki muhtemel çarpışmalara karşı uyarmak üzere kurduğu Uzay Gözlem Ağı (SSN), çeşitli yöntemler kullanarak uzay çöpünü belirliyor. Gözlem Ağı’nın hazırladığı bir listeye göre dünya yörüngesinde 10 santimden büyük 16 bin dolayında cisim dolaşıyor. Avrupa Uzay Ajansı’ndan (ESA) Heiner Klinkrad, büyük hızla seyretmelerinden dolayı çok küçük cisimlerin dahi tehlikeli kabul edildiğini söylüyor. Klinkrad, “Bir santimetre büyüklüğünde bir nesne, saatte 50 bin kilometre hızla bir uyduya çarptığında bir el bombasının tahribat gücüne denk geliyor” diyor.

Bir uyduyu tahrip edebilecek etkiye sahip bir santimetre boyutlarındaki bu nesnelerin sayısı ise 750 bini buluyor. Birkaç milimetre ebatındaki parçalar bile astronotların giysilerini delebiliyor ya da hassas cihazları kullanılmaz hale getiriyor. Uzmanlar, kum tanesi ebatındaki bu parçaların sayısının ise 160 milyon dolayında olduğunu tahmin ediyor.

400 kilometre yükseklikteki zor koşullar

1997'de, 20 gün boyunca Mir uzay istasyonunda görev yapan Alman astronot Reinhold Ewald, en küçük zerrenin dahi uzayda nasıl bir şiddetli etkiyle sonuçlandığını bizzat tecrübe etmiş. Ewald, “Uzay istasyonu, yerküreden 400 kilometre yükseklikte son derece çetin koşullarda yörüngesinde seyrediyordu. Atom zerresi boyutlarındaki oksijen kümeleri, istasyon duvarlarını kum fırtınası şiddetinde dövüyordu. O yüzden bir süre uzay boşluğunda kalan nesneler yoğun metalik bir kokuya sahiptir” diye konuşuyor.

İnsanlı uzay istasyonlarını bu tür tehditlerden özel kalkanlar koruyor. İstasyonu 1 santim çapındaki parçalara karşı koruyan kalkanlar, metal yerine tekstilden üretiliyor. Merkezi İtalya’nın Torino kentinde bulunan Thales Alenia Space şirketinden Roberto Destefanis, bu tür kalkanların nasıl üretildiğini anlatıyor:

“Esnek malzemeleri tercih ediyoruz. Niteliklerinin yanı sıra çeşitli malzemelerin nasıl bir katman dizilimine sahip oldukları da önemli. İşin sırlarından biri, bu katmanlar arasındaki boşluk. Yoğun şekilde seramik kumaş kullanıyoruz. Kurşun geçirmez yeleklerde de kullanılan organik aramid elyaf, kullandığımız bir başka kumaş türünü oluşturuyor.”
Kalkanlar, testlerde boyutları 15 milimetreyi bulan parçaları engellemeyi başardı. Daha büyük parçalar karşısında ise uydu ve uzay istasyonlarının yer değiştirmeleri gerekiyor. Gereken manevra için genellikle bir hafta zamanları oluyor.

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) Temiz Uzay İnisiyatifi Yöneticisi Louisa Innocenti, istasyonlar ve uydular açısından bir tehdit oluşturan söz konusu parçaların sayısının daha da artmaması için izlenecek yolun açık olduğunu söylüyor. Innocenti, “Var olan çöpü temizlemek kadar yenilerini üretmemek de önem taşıyor. Her iki seçenek de çarpışma ihtimalini azaltır” diyor.

ESA’nın ‘çöp toplama sistemi’
Avrupa Uzay Ajansı (ESA) yetkilisi Innocenti, yeni uydu ve roket parçalarının görevlerini tamamladıktan sonra kontrollü şekilde yeryüzüne düşürülmelerinin önemine işaret ediyor. Innocenti, uzaydaki çöpün de yeryüzüne düşürülmesini sağlamak gerektiğini kaydediyor: “Uzaydaki çöp, yakınına uçup toplayacağınız bir çöp değil. Kontrolsüz hareketi, yakalanmasını zorlaştırıyor. Herhangi bir şekilde dokunmaksızın nesneye yaklaşmalıyız. Yeryüzüne de tam istediğimiz yere, okyanusa düşmesini sağlamalıyız.”

Avrupa Uzay Ajansı, dünya yörüngesindeki uzay çöpünü temizleyecek çeşitli projeleri değerlendiriyor. Bunlar arasında dev ağların yanı sıra hidrolik kollar da bulunuyor. Projeyi finanse edecek kaynak ise belirsizliğini koruyor. Avrupa Uzay Ajansı kuracağı ‘çöp toplama sistemi’ ile her yıl 5 ilâ 10 arasında parçanın yeryüzüne düşüşünü sağlamayı hedefliyor. © Deutsche Welle Türkçe

Çin, Amerikan uydularını imha edebilecek teknolojiler geliştiriyor.

Çin, Amerikan uydularını imha edebilecek teknolojiler geliştiriyor.


Çin, uydu karşıtı silahını aktif olarak deniyor, fakat atılımdan söz etmek, doğru olmaz. Muhtemel düşmanın uydularını, jeostasyoner yörünge dışında, yere düşürmek yeteneğide.

Rusya bilim adamları, ABD Askeri Hava Kuvvetleri eski analizcisi Brian Weeden’in yaptığı yorumlarını işte bu şekilde yorumladı. Analizci, mayıs 2013’te Çin’in füze fırlatarak, uzay aygıtlarının yok edilmesini hedefleyen yeni silah denemesi gerçekleştirdiğini sanıyor.

Amerikalı uzman, çok sayıda yapılan uzay resmi temelinde Çin’in deneyimini inceledikten sonra, yörüngeye kinetik önleme uydusunun çıkarıldığı sonucuna vardı. Kinetik uydu, mermi patlatmaksızın darbe kuvveti sayesinde hedefin yokedilmesini öngörüyor. Bu gerçekten de böyleyse, Çin uydu karşıtı silahın geliştirilmesinde ciddi atılım elde etmiştir. Rusya Bilimler Akademisi ABD ve Kanada Enstitüsü müdür yardımcısı Pavel Zolotaröv, Brian Weeden ile polemik yapıyor.

"Çinlilerin atılım yaptıklarını sanmam. Daha doğrusu, onlar bundan 20-30 yıl önce Sovyetler Birliğinde mevcut olan teknik çözümleri tekrarlamış oldu. Kinetik prensipli uydu karşıtı silah çok basit şekilde meydana getiriliyor. İlkel şekilde anlatmak gerekirse, kurşun saçmasının yörüngeye çıkarılması ve toz haline sokulması yeterli olur. Sözü edilen kurşun parçacıkları er veya geç rakibin uzay aracıyla karşılaşacak ve onu devre dışı edecek. Rakibin uzay aracını yıkmak en efektif varyantlardan sayılmaz. En etkili yöntem ise radyoelektronik bastırma."

Sanal rakibin uydularını lazerlerle etkisiz hale getiren veya uzay aracını kör yapan mikro cihazları Çin’in meydana getirmesi pek muhtemeldir. Rusya sosyo-politik araştırmalar merkezi müdürü Vladimir Yevseev anlatıyor.

"Çin’in, uyduları teknik açıdan direkt yok etmekten başka, onları kör etmek gibi değişik olanakları arttırdığını söylersek bence daha doğru olur. Örneğin, olası rakibin aygıtına mikro-cihazların ulaştırılması yoluyla. Herhalde tüm bunlar, daha gerçekçidir. Öyle görülüyor ki, Çin uzayda mücadele yapılması olanağına aktif şekilde hazırlanıyor."

Vladimir Yevseev, Çin uzaya kinetik önleyici aygıt çıkardıysa bile, Amerikan uzmanının iddia ettiğine göre, jeostasyoner yörüngeye değil, yalnız yer etrafındaki yörüngeye çıkardığını sanıyor.

"Şu anda Çin’in uydu karşıtı mükemmel silah sistemlerine sahip olduğunu söylemek bence erkendir. Söz konusu, Çin’in uyduları yer etrafındaki yörüngede isabet etme olanakları. Bu ise, bin kilometre yüksekliğinde bulunan kendi meteoroloji uydusunu yok ettiği daha 2007’de yer almıştı. Çin’in jeostasyoner uyduları yoketme olanağına sahip olmasına ilişkin enformasyon, herhalde gerçeklere uygun değil. Şu anda Çin’in böyle olanakları yok."

Uzmanlar, büyük devletlerin uzaydaki rekabetine başta birbirinin askeri güçlerini abartmalarının eşlik yaptığını kabul ediyor. Brian Weeden’in Space Review sitesinde yayınlanan kapsamlı araştırmasında yer alan sonuçlar, Çin'in askeri potansiyelini abartmaktan geri kalmadığını sergiliyor. Pavel Zolotaröv anlatıyor:

"Çin’in hızlı büyümesini hesaba alan ABD’de o, gerçekten de dikkatle izleniyor. Fikirlerine göre, Çin politikasını önceden kestirmek çok zordur. Ayrıca, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesine kuvvet projeksyonuyla ilgili çıkarlarını da hesaba almalı. Bu yüzden Amerika Çin tehdidini belki de abartıyor."

Bu arada ABD, ordu yönetimi için uzay kademesinin efektif şekilde kullanılmasına son vermek veya ara vermek olanağından Çin’in kendisini yoksun edebileceğinden gerçekten de endişeleniyor. Vladimir Yevseev, bu halde savaş potansyelinin önemli derecede sınırlanmasından söz etmek mümkün olacağını söylüyor.

Sözlerine göre, şimdilik Çin bu kadar kapsamlı şekilde kullanmaya hazır değil. Fakat, ABD uzay grubunun bloke olasılığı hakkında sorunun meydana getirilmesi prensip açıdan pek muhtemeldir. Vladimir Yevseev, bu görevin çözülebilir olduğunu sanıyor. (Rusya'nın Sesi)

Şili’de bir dağ tepesi dünyanın en büyük teleskobuna dönüştürülecek



Şili’deki Cerro Armazones dağı, önümüzdeki iki hafta içerisinde tepesinden olacak.

Avrupalı bilim adamları buraya Avrupa Aşırı Büyük Teleskopu (E-ELT) kurmak için tepeyi patlatacak.

The Guardian gazetesinin verdiği habere göre projede çalışan mühendisler, “Bir plato oluşturmak ve dünyanın en büyük teleskobunu inşa etmek için dağın tepesinden yaklaşık 25 metreyi keseceğiz” diye anlattı. Araştırmacılara göre bu teleskop, Güneş Sistemi dışındaki gezegenleri görmeye yardımcı olacak.

İnşaat çalışmaları, geçtiğimiz mart ayında başladı ve tahminlere göre 16 ay sürecek. Bu sürede gelecek teleskop kulesine giden yol yapılacak, taşıyıcı platform hazırlanacak ve borularla kablolar için hendekler açılacak.

Cambridge Üniversitesi'nden Prof. Gerry Gilmore, bu bölgede atmosferin çok kuru olduğunu söyledi ve bunun başlıca artı olduğu belirtti. Gilmore, “Genellikle diğer teleskoplar üzerinde su molekülleri tüm manzarayı kapatarak görüntüyü bozuyor. Siste bir şeyleri görmeye çalışmak gibi. Bu, su yakınlarında bulunan teleskoplar için başlıca dezavantaj. Ancak eğer teleskobunuzu tamamen kuru atmosferde inşa ederseniz, Dünya’nın başka hiçbir yerinde bulamayacağınız en iyi yıldız manzarasına sahip olursunuz. Önümüzdeki 15 yıl içerisinde Avrupa Aşırı Büyük Teleskopu sayesinde Dünya dışı yaşam belirtileri bulmak zorundayız” açıklamasında bulundu.
19 Nisan 2014 Cumartesi

Uzay savaşları başlıyor | Yeni bir tür savaş gücü



Çin Halk Cumhuriyeti devlet başkanı Si Cinping askeri hava birliklerinde gerçekleştirilen denetim sırasında yaptığı açıklamada şu kanıyı belirtti:

Çin uzaydaki varlığını arttırmalıdır ve uzayın rakip ülkeler tarafından, öncelikle ABD tarafından militarize edilmesine karşılık vermek yeteneğinde olmalıdır. Rusyalı uzmanlar şu fikirde birleşiyorlar: Çin uzayda ABD’ye meydan okumak yeteneğindedir ve daha bugün gerekli teknolojilere sahiptir.

Si Cinping, Çin’in uzaydan barışçı amaçlarla yararlanmaya ağırlık verdiğini yinelediği halde bundan böyle bu alanın ülkenin güvenliğini korumak için de kullanılacağını söyledi. Çin devlet başkanı bu bağlamda “yeni bir tür savaş gücü”nün oluşturulmasına ek rezervlerin ayrılması çağrısında bulundu. Ordu olası olaganüstü durumlarda çabuk olarak etkili bir çıkar yol bulmak için gerekli her şeye sahip olmalıdır.

Rusyalı uzmanların kanısınca Si Cinping tarafından yapılan açıklamalar, sağlam teknolojik temele dayanan strateji olarak nitelendirilebilir. Jeopolitik problemler Akademisi başkan yardımcısı Konstantin Sivkov Çin’in uzayda öncelikle yapma uydulara karşı kullanılabilen silahları geliştirmede ABD’ye artık ciddi bir şekilde meydan okuduğunu belirterek şunu söyledi:

"Söz konusu, gerçek şeylerdir. Çin böyle silahın geliştirilmesi için gerekli olanaklara ve gerekli güce sahiptir Ve Çin böyle silahları geliştirerek diğer alanlardaki rekabete de dayanıyor. Örneğin ABD ‘de gemilerde konuşlandırılan füzesavar lazerler yapıldı. Çin’de de böyle savaş lazerleri geliştiriliyor. Uzayda konuşlandırılacak ve balistik füzelere karşı kullanılacak lazerlerin geliştirilmesi sorunu görüşülüyor. Çin de aynı şeyi yapıyor. Şimdilik Çin azıcık geri kalıyor. Fakat önümüzdeki birkaç yılda bu noksan giderilecek."

Çin daha bugün yerdeki sistemler vasıtası ile alçak yörüngelerde bulunan yapma uyduları ortadan kaldırmak yeteneğindedir. Fakat şimdilik Çin sabit yüksek yörüngelere yerleştirilen yapma uyduları kullanılamaz hale getiremez. Çin’de gerekli darbe yörünge sistemi yoktur. Öte yandan Çin'de olası düşmanın yapma uydularını kullanılamaz hale getirecek lazerlerin veya mikro sistemlerin geliştirilmesine ihtimal verilebilir. Bu kanıda olan Rusya Sosyo-politik araştırmalar Merkezi müdürü Vladimir Yevseyev şunları söyledi:

"Böyle ihtimal var. Çin uzayda savaş yapılması ihtimalini hesaba alarak aktif hazırlıklar gerçekleştiriyor. Rusya ve Çin uzayda silahın kullanılmasını yasaklayacak uluslararası sözleşmenin bağlanmasını teklif ediyorlar. Fakat ABD buna karşı geliyor. Zannederim ki Rusya ve Çin, ABD’yi uzaya silah yerleştirilmesinin yasaklanmasına razı ettirmek için daha aktif çabalar harcamalıdırlar. Fakat unutulmamalıdır ki bugün hem yerde, hem de havada konuşlandırılabilen uydusavar sistemler geliştirilebilir. Bu faaliyet yönü yasak edilmiş değildir. Rusya ve Çin hem kinetik sistemler, hem de lazerli sistemleri kullanarak ilgili çalışmaları gerçekleştirebilirler."

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi ve Dışişleri Bakanlığının eski çalışanı Eşli Tellis geçenlerde yaptığı açıklamada Çin’de Amerikan askeri yapma uydularını ortadan kaldırmak veya bunların çalışmasını olumsuz etkilemek yeteneğine olan uydusavar silahın geliştirildiğini bildirdi. Bu açıklama gerçeğe uygun geliyor mu? Rusya Dünya ekonomisi ve devletlerarası ilişkiler Enstitüsü Uluslararası güvenlik Merkezi çalışanı, tuğgeneral Vladimir Dvorkin şu fikirleri belirtti:

"ABD’nin her çeşit istihbarat ve kontrol operasyonlarına gösterilen askeri destek uzay ile bağlıdır. Bunun için ABD’nin uzaydaki faaliyetlerini bozabilecek her çeşit araştırmalar veya denemeler pek tabii olarak ABD’de endişe uyandırıyor. Bilindiği gibi Çin’de kendi yapma uydusunu vurma denemesi yapıldı ve bu deneme başarı ile sonuçlandı. Doğaldır ki bu, Amerikalıları endişelendirdi. Bundan başka askerler uzay programlarının uygulanmasına ek tutarda para ayrılmasını istiyorlar."


Vladimir Yevseyev’in kanısınca şimdilik Çin, ABD’nin orduyu yönetmede uzay sistemini kullanmasını engellemek veya bu sistemin etkili bir şekilde kullanılmasını geçici olarak durdurmak olanağını verecek komple potansiyele sahip değildir. Fakat belirli perspektifte ABD uzay güçlerinin Çin tarafından bloke edilmesine ihtimal verilebilir. Vladimir Yevseyev’in kanısınca böyle bir şey beklenebilir. Belki Si Cinping uzay’da “yeni bir tür savaş gücünü” oluşturmakla ülkenin savaş gücünü arttırmak çağrısında bulunarak asıl bu amacı önü sürüyordu. (Rusya'nın Sesi)

NASA'nın aracı Ay'a çarptı görev sona erdi

NASA'nın aracı Ay'a çarptı görev sona erdi


Ay yörüngesindeki bilimsel görevini mart ayında tamamlayan "Lunar Atmophere and Dust Environment Explorer" (LADEE) adlı NASA'ya ait robotik uzay aracı, Ay yüzeyine çaparak görevini sonlandırdı.

Araştırmacılar, saatte 5 bin 600 kilometreye varan yüksek bir yörünge hızıyla hareket eden uzay aracının Ay yüzeyindeki bir dağ veya kraterin kenarına çarpar çarpmaz buharlaştığının sanıldığını bildirdi.

NASA yetkilileri, dün öğleden sonra itibarıyla Ay yüzeyinden 100 metre yukarıda olduğu belirlenen LADEE'nin irtifasının, 21 Nisan'a kadar Ay yüzeyine çarpmasını sağlamak amacıyla planlı olarak düşürüldüğünü belirtti.

LADEE, Ay yüzeyi hakkında bilimsel araştırmalarda bulunmak üzere Eylül 2013'te uzaya fırlatılmıştı. Bilim adamları, 280 milyon dolara mal olan LADEE uzay görevi sırasında elde edilen verileri ayıklama çalışmalarını sürdürüyor

Araştırmacılar, uzay aracının gönderdiği bilgilere ilişkin elde ettikleri ilk sonuçları, ABD'nin Texas eyaletindeki The Woodlands bölgesinde geçen ay düzenlenen 45. Ay ve Gezegen Bilimi Konferansı'nda açıklamıştı.

Ay çevresinde yaptığı düşük yörüngeli uçuşları sayesinde, Ay'ın tozlu atmosferinden örnekler almayı başaran LADEE'nin üzerinde bulunan, Ay Tozu Deneyi (LDEX) adlı aygıt sayesinde, Ay yüzeyini kaplayan toz bulutunun tanımlanması
mümkün olmuştu.

Bilim adamları, LDEX'in, atmosfer yerine toz parçacıklarının bulunduğu Ay yüzeyindeki toz bulutlarını tanımlayan ilk aygıt olduğunu belirtiyor. LDEX'in, Ay yüzeyindeki küçük boyutlardaki meteoroid yağmurları sonucu varlığını sürdüren toz bulutlarının, büyüklüğü, hızı ve açısal dağılımı da dahil olmak üzere özelliklerini ayrıntılı olarak belirlemesi bekleniyor. (Hürriyet)
18 Nisan 2014 Cuma

Dünyamızın kuzeni bulundu | Bizim gibi dünyalar bulma yolunda önemli adım: Kepler 186f




Astronomlar NASA'nın Kepler Uzay Teleskobunu kullanarak Kepler 186f ismini verdikleri, "yaşanabilir bölge" içinde, bir yıldızın yörüngesinde dönen ve Dünya büyüklüğünde bir gezegen keşfetti. Kepler 186f gezegeni güneş sistemimiz dışındaki yaşanabilir bölgede bulundu.


Bilim dünyasında çığır açan bir keşif yapıldı. Gökbilimciler, ilk kez Dünya ile aynı boyutlarda ve bilinen yaşama uygun nitelikte bir gezegen gözlemlendiğini duyurdu.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’nın ‘gezegen avcısı’ uzay teleskopu Kepler, 500 ışık yılı mesafedeki (1 ışık yılı = 10 trilyon km) gezegenin, kendi yıldızına olan uzaklığı sebebiyle ‘yaşanabilir bölge’ içerisinde bulunduğunu tespit etti. Bu da yüzeyinin ne çok fazla sıcak ne de soğuk olduğu anlamına geliyor. Üzerinde deniz ve okyanuslar yer aldığı düşünülen gezegene ‘Kepler-186f’ adı verildi.

BİR YILI 130 GÜN

Kepler-186f, Kuğu Takımyıldızı’ndaki Kepler-186 yıldızının çevresinde dönen 5 gezegenden biri. Kepler-186 yıldızı, bizim Güneşimizin yarısı kadar büyüklükte. Daha önce gözlemlenen ‘yaşanabilir’ gezegenler, Dünya’dan en az yüzde 40 daha büyüktü. Bu da onların fiziksel yapılarını belirlemede güçlüklere sebep oluyordu. Ancak Kepler-186f, birçok özelliği ile Dünya’yı andırıyor.

Gezegenin büyüklüğü belirlenebilse de kütlesi ve bileşimi henüz bilinmiyor. Karasal bölgelerinin dağlık ve kayalık bir yapısının olduğu tahmin ediliyor. 52,5 milyon kilometre uzaklıkta bulunan kendi yıldızı etrafındaki dönüşünü 130 günde tamamlıyor. Dünya’nın Güneş’ten aldığının üçte biri kadar kendi yıldızından enerji alıyor. Kepler-186f’in yüzeyindeki en aydınlık saatlerde, Dünya’daki günbatımından bir saat önceki kadar gün ışığı görülüyor.

NASA’daki bilim insanları, atmosferinde bol miktarda karbondioksit olduğu tahmin edilen gezegen için “Dünya’nın ikizi olmaktan öte onun kuzeni” yorumunu yapıyor.

“BÜYÜK BİR ADIM”

ABD’nin California eyaletinde yer alan NASA Ames Araştırma Merkezi’nde, Kepler-186f araştırmasını yürüten Elisa Quintana, “Yaşamın var olduğunu bildiğimiz tek gezegen Dünyamız. Güneş Sistemimizin dışında yaşam araştırması yaparken Dünya’nın karakteristik özelliklerini taklit eden gezegenleri bulmaya odaklanıyoruz. Yaşanabilir bölge içerisinde kalan ve Dünya ile aynı boyutta olan bir gezegen bulmak büyük bir adım” dedi.

NASA’nın Washington’daki merkezinde Astrofizik departmanı direktörü olan Paul Hertz ise, “Gelecekteki NASA görevleri olan James Webb Uzay Teleskopu ile dış gezegen araştırma uydusu sayesinde uzak gezegenlerin fiziksel yapılarını ve atmosferik koşullarını daha iyi görebileceğiz. İnsanlığın Dünya benzeri gezegen arayışını sürdürebileceğiz” açıklamasını yaptı.

5 YILDA 961 GEZEGEN KEŞFEDİLDİ
2009 yılında uzaya fırlatılan Kepler Uzay Teleskopu, 961 gezegenin gözlemlenmesini sağladı. Bunlardan çok azı bilinen yaşama uygun özellikte. Büyük bir kısmını Jüpiter ve Satürn gibi gaz devleri oluşturuyor. Kepler-186f araştırmasının sonuçları bugün bilim dergisi Science’ta yayınlandı. 
  (solarsystem.nasa.gov)
17 Nisan 2014 Perşembe

Satürn doğurdu


Bilim insanları, Güneş Sistemi'nin altıncı gezegeni Satürn'ün halkalarında yeni bir uydunun doğumuna tanıklık etti. 

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nden (NASA) Linda Spilker, minik Ay'ın doğumunu ‘hiç beklemedikleri, son derece heyecan verici bir olay’ olarak niteledi. Spilker, ilk kez bir gök cisminin doğumuna tanık olduklarını vurguladı. Satürn'ün yörüngesindeki 63’üncü uyduya şimdilik Peggy adı verildi. Peggy'nin doğumu, Satürn'ün en dıştaki halkasından Cassini uzay aracının çektiği siyah- beyaz görüntülerden izlendi. Görüntüleri izleyen bilim adamları, buz parçacıklarından oluşan halkanın ucunda çıkıntıya benzeyen bir gök cismi keşfetti. Yeni doğan uydunun yaklaşık bir kilometre çapında ve tamamen buzdan olduğu belirlendi. 

Keşif, ‘Icarus’ dergisinde yayımlandı. Güneş Sistemi'nin Jüpiter'den sonra ikinci en büyük gezegeni olan Satürn'ün çevresinde yüzde 90'u saf buzdan oluşan halkalar bulunuyor. Bu halkalarda doğan uydular, zaman içinde gezegenin yörüngesinde daha uzak konumlara yerleşiyor. Bilim insanları, minik Peggy'nin akıbetinden endişeli. Yeni doğan uydu, halkalar içinde kalması durumunda buz kitleleri ile çarpışıp parçalanma riski ile karşı karşıya gelecek. Peggy, halkaların dışına çıkabilmeyi başarsa bile bu kez de daha büyük kardeşleriyle çarpışması söz konusu olabilecek. Çıplak gözle izlenebildiği için tarih boyunca insanoğlunun dikkatini çeken Satürn, hidrojen ve helyumdan oluşuyor. Dünya 'dan 1,5 milyar kilometre uzaklıktaki Satürn'ün yüzeyindeki sıcaklığın -200 derece olduğu sanılıyor.
14 Nisan 2014 Pazartesi

ABD'li askeri yetkili ölüm döşeğinde itiraf etti: ABD Roswell'e düşen UFO'yu gizledi

ABD'li askeri yetkili ölüm döşeğinde itiraf etti: ABD Roswell'e düşen UFO'yu gizledi


Amerikalı eski bir askeri yetkili, 60 yıl önce ABD’nin New Mexico eyaletindeki Roswell askeri üssü yakınlarına düşen cismin içinde uzaylı cesetleri de bulunan bir UFO olduğunu ve bunların Amerikan ordusu tarafından gizlendiğini ölüm döşeğinde itiraf etti.


O dönemde üssün halkla ilişkiler subayı olan ve geçen yıl ölen Teğmen Walter Haut, ölümünden sonra açılmak üzere yazdığı mektupta, ABD ordusunun birçok teknolojiyi bu "kazada" ele geçen dünya dışı uzay mekiğinden aldığını iddia etti.

O zamanlar UFO iddialarını yalanlayan Haut, mektubunda üs komutanı Albay William Blanchard’ın kendisini 84. no’lu hangara götürdüğünü, 5 metre uzunluğunda, 2 metre genişliğinde, yumurta şeklindeki metalik uzay mekiği ile 120 cm boyunda, büyük kafalı iki uzaylı cesetini gösterdiğini yazdı. Haut, yufka kadar ince olmasına rağmen demirden daha sert duran malzemenin dünya dışından geldiğine emin olduklarını söyledi.

Haut, mekikten elde edilen üstün teknoloji sayesinde gece görüş gözlükleri, lazer, entegre çip, casus uçak, Kevlar tipi kurşun geçirmez malzeme gibi ürünlerin geliştirildiğini iddia etti. Roswell UFO’suyla ilgili iddialar şimdiye kadar hep reddedilmişti. (Hürriyet)

Hitler Almanya'sının Ay yolculuğuna kimler mani oldu?

Hitler Almanya'sının Ay yolculuğuna kimler mani oldu?


ALMANYA'NIN YERİNİ ABD'NİN ALMASINI KİMLER SAĞLADI?
ABD dokuz yıl içinde Ay'a gideceğini ilan ettiğinde bir bilgisayarı bile yoktu. Sanayi alt yapısı da yoktu. 

1950'lerin sonuna doğru gelindiğinde bile ABD gerçek anlamda bir sanayi üstünlüğüne hatta sanayi alt yapısına sahip değildi. Genel anlamda bir bilim üstünlüğüne de sahip değilken nasıl bu kadar iddialı oldu ve kısacık sürede başardı?

Bu soruya verilebilecek bir kaç cevap var:

1- Hitler mağlup olunca ele geçirilen Nazi bilim adamları ki aralarında ciddi oranda Musevi bilim adamları da vardı, ABD'nin yapacağını iddia ettiği şeyleri kesinlikle yapabilecek duruma çoktan gelmişlerdi ve ABD bu bilim adamlarını kendi menfaatleri için çalıştırdı. NASA'nın gönderdiği roketleri bile Alman bilim adamı Wernher von Braun tasarladı. (Fotoğrafta Wernher von Braun görülüyor)

2- 1947 yılında ABD'nin New Mexico eyaletindeki Roswell kasabasına düşen bir UFO, ABD'nin teknolojik gelişimi için bir dönüm noktası oluşturdu. ABD ordusu ve bilim adamları bu UFO'dan sağ olarak kurtulduğu iddia edilen iki dünya dışı canlıdan çok yüksek teknik sırlar aldılar. Ayrıca düşen bu ve başka UFO'lardan "Tersine mühendislik" ile çok ciddi teknik keşifler yaptılar. Meşhur 51. bölgeyi, çok yüksek bir para gücü ayırarak bu işler için kurdular. Geçtiğimiz yıllarda ABD'de transistörün gelişim sürecinin mantıklı olmadığı ve sanki bir anda birilerinden transistör yapmayı öğrendikleri şeklinde tartışmalar çıkmış hatta bu tartışmalar sonrasında transistörü bulduğu iddia edilen şirketin yargıya sevk edilmesine bile sebep olmuştu.

3- Hem birinci madde hem de ikinci madde gerçek. ABD başta Nazi bilim adamları olmak üzere, aynı Hitler'in yaptığı gibi dünyanın dört bir tarafından parlak zihinleri, araştrımacıları, bilim insanlarını, üstün yetenek sahiplerini sessizce topladı. Bununla beraber dünya dışı yaşama ait canlılardan ve UFO'lardan da pek çok teknolojiyi çaldı. 

Ve bu şekilde bir hiç olan, doğru düzgün bir millet-ulus bile olmayan, asla dünyanın süper gücü olamayacak olan ABD dünyanın süper gücü haline geldi. Aslında getirildi. 

Çünkü meselenin asıl temeli daha da farklıydı. Hitler'i önceleri destekleyenler, yükseltenler, para gücü verenler, siyasi güç verenler, hava kuvvetlerini kuranlar, onu Führerliğe/Başbuğluğa çıkartanlar, hep bankaların, radyoların, gazetelerin ve ciddi sanayi firmalarının sahipleri olan masonlar ve Siyonistlerdi. Hitler de anne tarafından bakılınca çeyrek Yahudiydi. Hitler Hitler olana kadar bu gurupların tam merkezindeydi ve çok çeşitli Siyonist Masonik yapılanmalara üyeydi. 

Ona bu kadar destek verenlerin hedefleri, Hitler ve Almanya vesilesi ile dünyayı yeni bir düzene sokmak, politik sorunları aşmak ve kurulmuş ama ilan edilememiş İsrail'i resmen ilan etmekti. Bu arada dağınık haldeki Yahudileri de İsrail'de toplamaktı.

Planda çok çok başarılı şekilde ilerlerken, beklenmedik şekilde Hitler'in İslam'ı seçip Müslüman olması her şeyi tepetaklak etti ve aynı derin güç, gölge hükümet, gizli Yahudiler, Siyonistler, Hitler'in mağlup olmasını, Almanya'nın bu kadar emeklerine, mücadelelerine, oyunlarına rağmen kaybetmesini ve yerini de ABD'nin almasını istediler. Buna mecbur kaldılar ve o zamana kadar Almanya için yaptıkları ne varsa, çok daha fazlasını ABD için yaptılar. Hitler planı bozmasaydı ABD değil Almanya süper güç olacaktı, İsrail'i ABD değil Almanya koruyacaktı, uzaya da ABD değil Almanya yani Naziler çıkacaktı. 

Zaten son yapılan araştırmalar ile meydana çıkan ilginç gerçekler gösteriyor ki Hitler'in ve Nazilerin planlarında Ay'da koloni kurmak bile vardı.


#mfs kişisel hesapları: twitter | facebook | google+ | web

Gerçek Hitler'i tanımak için: www.AdolfHitler.kim