Top Social

Featured Posts Slider

.

Image Slider

31 Temmuz 2014 Perşembe

Sağ ele geçirilen iki uzaylı ve UFO'ları | Güney Afrika Hava Kuvvetleri'nin düşürdüğü UFO

Gerçek UFO görüntüleri, Gerçek uzaylı görüntüleri, Gray  aliens, Griler, Güney Afrika Devleti, Space Explorer, UFO, UFO kazaları, Uzayda hayat var mı?, Uzaylılar, resmi belgeler


Güney Afrika UFO Kazası Olayı

Yer: Kalahari Çölü, Güney Afrika

Tarih: 7 Mayıs 1989

Zaman: 13:59 GMT ( Greenwich Mean Time)

Üst Düzey Gizlilikle Sınıflandırılmış - İfşası Yasaktır.

Vak'a Geçmişi:


7 Mayıs 1989'da 13H45 GMT'de bir fırkateyn ( büyük gemileri destekleyen nispeten küçük savaş gemisi) telsiz yayınıyla, Cape Town savaş gemisi karargahına, radar alanında tanımlanamayan uçan bir nesne belirdiği raporunu iletti. Saatte 5746 deniz mili olarak hesaplanan bir hızda, kuzeybatı yönünde Afrika kıtasına doğru ilerlediğini rapor etti. Savaş gemisi karargahı havadan radarla izlenen bu objeyi kabul etti ve doğruladı. Cape Town'daki askeri kara teçhizatları ve D.F. Malan Uluslararası Hava Limanı tarafından da bu bilgi onaylandı.

Nesne, 13H52 GMT'de Güney Afrika sahasına girdi. Nesneyle telsiz teması girişiminde bulunuldu. Fakat tüm iletişim denemeleri başarısız oldu. Valhalla Hava Kuvvetleri Üssü haberdar edildi ve 2 silahlı Mirage savaş uçağı mücadele girişimine başladı. Nesne aniden büyük bir hızla yön değiştirdi. Askeri uçaklar için bunu yapmak imkansız olurdu.

13H59 GMT'de binbaşı, nesnenin radarda görsel olarak teyit edildiğini rapor etti. İki deneysel uçağın THOR 2 lazer kanonu, nesneye yöneltmesi emri verildi ve bu yapıldı. Binbaşı, nesneden yayılan kör edici bir kaç flaş ( ani ışık) rapor etti.




Nesne kuzey yönlü rotasındayken yalpalamaya başladı. Nesnenin dakikada 3000 feet hızda irtifa kaybettiği rapor edildi. Daha sonra yüksek hızda 25 derecelik açıyla dalışa geçti ve 80 kilometrelik çöl arazisine çarptı. Yeri: Botsvana ile Güney Afrika sınırının kuzeyinde yer alan Central Kalahari Çölü olarak tespit edildi.

Binbaşı, nesneye erişim tamamlanıncaya kadar bölgenin daire içine alınmasının talimatını verdi. Hava kuvvetleri istihbarat memurlaından bir ekip, sağlıkçı ve teknik personelle erişim ve araştırma için bölgeyi derhal koruma altına aldı.
Bulgular şöyle:

1) 150 m çapında, 12 m derinliğinde bir krater

2) Krater tarafında 45 derece gömülü kamış şeklinde gümüş renkli bir nesne

3) Nesne çevresinde kum ve kayalar yoğun ısıyla eriyip birlikte kaynaşmış

Evraktaki bazı yazılar:

GÜNEY AFRİKA HAVA KUVVETLERİ

Dosya D.A.F.I. tarafından gizlendi. Bilginin ifşası yasaktır. Yüksek gizlilik

Uzay gemisi, Güney Afrika Hava Kuvvetleri Üssü'nde tutuluyor.


4) Nesne etrafında yoğun manyetik ve radyoaktif çevre, hava kuvvetlerinnin elektronik ekipmanlarını başarısızlığa uğrattı.

5) Takım lideri tarafından bu nesnenin daha fazla araştırılması ve incelenmesi için gizli hava kuvvetleri üssüne taşınması önerildi ve bu yapıldı.

Olayda yer alan tüm delilleri gizlemek amacıyla etki alanı olan arazi kum ve moloz yığınlarıyla dolduruldu.


Sayfa 2

Not: 2. sayfa, Güney Afrika Siyah At Projesi'nin üst düzey gizliliğini içerir.

Türü: Bilinmeyen, şüpheli, dünyadışı

Kökeni: Bilinmeyen, şüpheli, dünyadışı


Teşhis edilebilir işaretler: Yok. Gemide garip amblemli bir dövme.

Boyutlar: Yaklaşık 20 m uzunluk. Yaklaşık 9.5 m yükseklik. Yaklaşık 50.000 kg ağırlık

Malzemesi: Bilinmiyor. Karara bağlanmamış laboratuar sonuçlarına göre; nesnenin dış yüzeyi kusursuz parlatılmış, pürüzsüz gümüş renk. Dış yüzeyinde hiç bir kırışıklık yok.

İleri Sürülen Kaynak: Karara bağlanmamış laboratuar sonuçları

Notlar: Hidrolik tip iniş takımlarının elektronik arıza yapması nedeniyle nesne kaza yapmıştır. Thor 2 lazer kanonu gemiyi yakmış olabilir.

Nesne hidrolik basınçla açıldıktan sonra geminin içinde 2 insansı varlık bulundu.

İnsansı varlıklar üzerinde ön sağlık raporu:

Köken: Bilinmiyor-Dünyadışı olma şüphesi

Temsili çizim
Boy: 1.2-1.3 m

Cilt: Pürüzsüz grimsi-mavi cilt dokusu, son derece esnek

Saç: Bedensel tüylerden tamamen yoksun

Kafa: İnsana oranla daha büyük. Başının etrafında kafatasına uzanan koyu mavi işaretler var

Yüz: Belirgin elmacık kemikleri

Gözler: Büyük ve yüzün yukarısına doğru eğimli. Gözbebeği yok

Burun: 2 burun deliği var.

Ağız: Dudaklardan yoksun küçük bir ağız

Çene: İnsana göre küçük

Kulaklar: Olmadığı gözlemlendi.

Boyun: İnsana oranla çok ince

Vücut/Kollar: Uzun ve ince. Dizüstüne kadar ulaşıyor.

Eller: 3 parmağı perdeli, çivi gibi tırnaklar

Gövde: Göğüs ve karın pul pul ve damarlı

Kalça: Küçük ve dar

Bacaklar: Kısa ve ince

Genital bölge: Hiç bir cinsel organı yok.


Ayaklar: 3 ayak parmağından oluşuyor. Tırnak ya da perde yok.

Notlar: İnsansıların agresif doğası nedeniyle hiç bir kan ya da doku örneği alınamadı. ( Bir insansı yüzündeki ve karnındaki derin çizikler yüzünden doktora saldırdı.) Çeşitli gıdalar teklif edildiğinde, yemeği reddettiler.

İletişim Kurma Metodu: Şüpheli telepatik

İnsansılar hava kuvvetleri üssünün 6. katında gözaltında tutulmaktadırlar. İnsansıları daha fazla araştırma ve inceleme için Wright Patterson Hava Kuvvetleri Üssü'ne geçiş talep edildi.

a) İncelemenin bekleyen sonuçları herhangi bir karara bağlanamadı.

b) Nesne ve insansılar, daha ileri incelemeler için Wright Patterson Hava Kuvvetleri Üssü'ne taşınacaktır.

c) Geçiş tarihi: 23 Haziran 1989

Robert N. Wright tarafından yapılan durum ve güncellemeler:

Güney Afrika ilk raporlarının bize karşı filtrelenmesinin üzerinden 1 yıl geçti. Olay hakkında kasten yanlış bilgilendirme yapıldı fakat UFO olayında yeni gelişmeleri raporlama uğruna yapılmış olmalı. Gemi çevresinde bildirilen bu enerji alanı nedeniyle 2 Güney Afrika helikopteri düştü. Tüm mürettebat öldü.

Işın silahı olarak adlandırılan THOR 2, gemiyi düşüren deneysel bir silahtı. Mirage uçakları üzerine monte edildi. Uçaktaki askeri personelimize ait önceki raporlarda, bu UFO'nun bulunamadığı kanıtlanmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri, Güney Afrika Hükümeti'yle gelişmiş silahlara karşılık bu UFO ve uzaylıların değişimi konusunda bir anlaşma üzerine çalıştı.

James Von Grunen, kaçtığından beri Almanya'da yaşıyor. Söylendiğine göre, Siyah At Projesi'ne maruz kalan ilk kişi o.

7 Mayıs 1989'da NORAD radarı tarafından da bu UFO takip edildi. Güney Afrika'dan, Wright Patterson'a taşınan insansılar tutuldukları soğuk bir bölümde daha az aktif ve daha az agresifler.

Hiyografik yazılar, geminin çeşitli yerlerinde bulundu. Rivayete göre; kriptolojistler uzaylı alfabesini deşifre ettiler.

UFO İNCELEME DERGİSİ
(Tercüme: Özge Eryağcı, www.SpaceExplorer.TV)






Konu ile ilgili bir başka yayınımız: 
Uzmanlar bile şaşırdı. Başka insan türleri de var...


'Daha önce ona benzeyen bir insan görmedim.'

Uzaylı bir adam gördüğünü söyleyen 35 öğrenciden, gördükleri uzaylı adamı çizmeleri istendi ve hepsi aynı resmi çizdi.

Çok şahitli, çok delilli, sıra dışı bir vak'a... İzlemek için buraya tıklayın!

Kalabalığın içinde, tek kişiye özel anons yapılabilir mi?

Audio Spotlight, Zihin kontrolü, Ses dalgaları, Elektromanyetik savaş, Beyin kontrolü, Beyinden beyine iletişim, Cihazdan beyine iletişim, Space Explorer,



Ses dalgalarının, her yöne değil, tek bir noktaya iletilmesini sağlayan cihaz icat edildi. Böylece havaalanlarında anonslar, sadece ilgilisine yapılacak, başkaları duymayacak.

26 yaşındaki ABD’li mühendis Joe Pompei'nin geliştirdiği cihaz, normalde her yöne yayılan ses dalgalarını toplayıp tıpkı lazer ışını gibi tek bir dalga halinde yönlendiriyor. Böylelikle kalabalık içindeki belirli bir kişiye, başkası duymadan sesli mesaj gönderilebiliyor. Buluşun temelini ses dalgalarını çok yüksek frekanslara çıkaran bir aygıt oluşturuyor. Normalde kaynaktan çıktıktan sonra havada her yöne ilerleyen ses dalgaları bu aygıttan geçerek çok yüksek frekanslara çıkıyor ve tıpkı bir ışık ışını gibi doğrusal yayılmaya başlıyor.

Heathrow'da denendi


Kaynağından insan kulağının duyamayacağı bir şekilde çıkan ses, havada kırıldıktan sonra hedef kişinin kulağına normal ses olarak yansıyor. ‘Audio Spotlight’ adı verilen müthiş buluşun ilk müşterisi, İngiliz havayolu şirketi British Airways oldu. British Airways, cihazın mucidi Joe Pompei'den, Londra'nın ünlü Heathrow Havaalanı'nda bir gösteri yapmasını istedi. Cihaz, 62 bin sterline (yaktlaşık 40 milyar liraya) maloldu.

Nerelerde kullanılacak

Havaalanı ve garlarda sadece belirli kişileri ilgilendiren anons o kişilere yapılacak, öteki yolcular gereksiz yere rahatsız edilmeyecek.

Uçak kaçırma benzeri olaylarda güvenlik güçleri teröristin yanında olsalar bile özel alet kullanmadan merkezden komut alabilecekler.

Futbol sahalarında kulübedeki antrenör sahada mücadele eden futbolcularına rakip takım ve hakem duymadan taktik verebilecek.

Hürriyet Gazetesi (6 Ağustos 1999)
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1999/08/06/135013.asp

NASA beyin okuyarak terörist avlayacak

NASA beyin okuyarak terörist avlayacak




NASA beyin okuyacak

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi havaalanlarında teröristleri yaydıkları beyin dalgalarından saptayacak bir cihaz geliştiriyor. Bilim çevrelerinde tartışılan girişim, insan hakları savunucuları tarafından da eleştiriliyor


Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA, insan beyninin yaydığı elektrik dalgalarından yararlanarak düşünce okuyabilecek bir cihaz geliştirme aşamasında olduğunu açıkladı.
NASA yetkilileri, temasa geçtikleri "Northwest Airlines" adlı havayolu şirketine, söz konusu cihazın hava alanlarında güvenlik amacıyla kullanılabileceğini, çok yakın bir gelecekte yolcular arasına gizlenen olası teröristlerin bu cihazla yapılacak taramalarda tespit edilebileceğini bildirdi.


The Washington Times gazetesinin haberine göre, 11 Eylül saldırılarından sonra uzay teknolojisini sivil güvenlik alanında kullanma kararı alan NASA, özel bir firmanın da katkısıyla, bir tür süper yalan makinesi geliştirdi.

Washington Times’a konuyla ilgili olarak bilgi veren NASA Uzay Araştırma Bölümü Müdürü Herb Schlickenmaier, Northwest Havayolu’na teklif ettikleri bu projenin geliştirdikleri 4 projeden biri olduğunu belirterek, çalışmaların henüz tamamlanmadığını kaydetti.

İtirazlar var 

Ancak NASA’nın bu inanılmaz projesi bazı bilim adamları tarafından uygulanabilirliği çok şüpheli bir tasarım olarak nitelendirildi. Beyin dalgalarını beyin elektrosunda (EEG) olduğu gibi, insan kafasına kablo bağlayarak dahi ölçmenin çok güvenilir bir sonuç vermediğini vurgulayan bilim adamları, kalabalık bir yolcu grubundan gelen sinyalleri sağlıklı olarak değerlendirmenin mümkün olmayacağını savundular.

Buna karşın bazı fizikçiler ise mevcut bilgi birikimi ve teknolojiyle beyin dalgalarını ölçerek kişinin ne düşündüğünün belli bir yanılma payı ile anlaşılabileceğini belirttiler. Proje hukuksal açıdan da sorunlu olarak gösterildi. Özel hayatın dokunulmazlığını savunan çevreler böyle bir uygulamanın haberleşme ve seyahat özgürlüğünü ihlal edeceğini vurguladılar.

Nasıl çalışıyor?


Havaalanlarında kontrol kapılarına yerleştirilmesi planlanan beyin okuma cihazı, nöro elektrik algılayıcıları vasıtasıyla insan beyni ve kalbinin yaydığı elektrik dalgalarını insanın gövdesiyle hiç temas kurmadan, uzaktan algılayabilecek.

Algılayıcıların saptadığı bu sinyaller çok gelişmiş bir bilgisayara veri olarak girecek. Bilgisayar ise bu verileri, hafızasında bulunan suçlu kişilerin psikolojik profili ile karşılaştıracak.

Yolcuların kişisel dosyaları ve sabıka kayıtları da veri olarak hafızada bulunacak. Sonuçta bilgisayar, algılayıcıları tarafından gönderilen nabız atışı, vücut sıcaklığı, göz kırpmaları ve öteki biyoritmsel tepkilerle ilgili sinyalleri değerlendirerek yolcunun potansiyel bir terörist olup olmadığını saptayabilecek.


Büyük Birader sizi gözetliyor

11 Eylül saldırılarından sonra ABD’de havalanı ve uçuş güvenliği adına bireysel özgürlüklerin kısıtlanmasını da içeren önlemler devreye girdi. İş sonunda romancı Orwell’in "Büyük Birader"ini çağrıştıran "beyin okuma makinesi"ne kadar vardırıldı. (Milliyet, 18-08-2002)

Birinci kat sema ve vahyin indiği yer keşfedilecek...

Süleyman Hilmi Tunahan, Birinci kat sema, Sema, Sema katları, Yedi kat sema, Videolar, Dünyanın en büyük teleskobu, Teleskoplar,



"Kafirler birinci kat semayı keşfettikleri zaman, orada Vahy'in indiği yeri ve ayet-i kerimelerde haber verilen bazı emareleri görürler. 

Dünyaya gelip gördükleri o hakikatleri bütün insanlara haber verdiklerinde herkes "La ilahe illallah" diyerek imana gelir. Lakin hiç birinin imanı kabul olmaz. Çünkü imanın şartı gayba iman etmektir. (gayb, gözle görülemeyen, akılla anlaşılamayan, duyu organları ile hissedilemeyen şeylerdir.) 

Bu dünyaya en uzak yıldız ne kadar mesafede ise, oradan birinci kat semaya da o kadar mesafe vardır. Fenciler henüz birinci kat semayı keşfedemediler. Ne zaman bu Türkiye'nin büyüklüğü kadar ayna yaparlarsa, belki o zaman birinci kat semayı öğrenebilirler. Batıl bir görüş olan "sonsuz uzay boşluğu" iddialarının ne kadar yanlış olduğunu gözleri ile görürler. 

| Süleyman Hilmi Tunahan (kuddise sirruhu) 
  Kaynak: Hatıratım. Ali Erol. Kuddise sirruhu: Allah onun sırrını mukaddes etsin, demektir.




**

Sema katları hakkında detaylı bilgi için de şuraya bakabilirsiniz: 

Birincisinin sırrı çözülememiş iken Sibirya'da iki gizemli dev delik daha bulundu.

Birincisinin sırrı çözülememiş iken Sibirya'da iki gizemli dev delik daha bulundu. Sibirya, Rusya'daki delik, Space Explorer, Mars'taki delikler, Antipayuta Krateri, Nosok Krateri,

İki hafta önce Rusya'nın Sibirya bölgesinde keşfedilen yaklaşık 80 metre derinliğindeki dev gizemli delikten bahsetmiştik. Bilim adamları bu deliğin nasıl oluştuğuna dair araştırmalar yaparak, deliğin gizemini çözmeye uğraşırken şimdi yine Sibirya'da iki yeni dev delik daha keşfedildi.
Bu delikler ilki kadar büyük olmasa da benzerlik gösteriyorlar. Bu iki delikten ilkine Antipayuta Krateri ismi verilirken diğerine ise Nosok Krateri denildi.
YERALTI PATLAMASI OLABİLİR
İlk olarak Antipayuta Krateri'nden bahsedelim. Bu dev delik Antipayuta köyünün yakınlarında bulunmuş. İlkinden birkaç yüz kilometre uzaklıkta olan bu gizemli deliğin 15 metre genişliği olduğu söyleniyor. Derinliği hakkında bir bilgi ise bulunmuyor. Uzmanlar bu dev deliğin bir yeraltı patlaması sonucu oluşmuş olabileceğini iddia ediyorlar.
Diğer delik de adından anlaşılacağı üzere Krasnoyarsk'un Nosok köyü yakınlarında keşfedildi. Bu deliğin ise 4 metre civarında genişliği bulunuyor ve 60-100 metre arasında derinliğinin olduğu tahmin ediliyor. Deliğin koni şeklinde olduğu söyleniyor.

28 Temmuz 2014 Pazartesi

Toprak olmayabiliriz! Cesetler çürümüyor. Dünya ölüyor.




Biyolog Prof. Dr. Barbaros Çetin, Milliyet'te yayınlanan makalesinde insanlığın geldiği korkunç sonu kaleme aldı. Makale hepimizi Kur'an-ı Kerim'deki: "Başınıza gelenler yapıp ettikleriniz yüzünden" Ayet-i Kerime'sini bir kez daha hatırlattı. İşte acı gerçekler...

Yaklaşık 4.5 milyar yıllık yaşam tarihinde dünyamızın biyo-sistemi, şimdiye kadar hiç karşılaşmadığı işgalci bir canlı türünün faaliyetleri sonucu son 30 yılda hızla yok olma sürecine girdi. Bu hesap bilmez canlı türü insandır! Dünya nüfusu 1830’da 1 milyarken, 2012’de ise 7 milyarı geçti. İnsan popülasyonu 182 yılda 7 kat arttı.



Oysa bugünkü ekosistem değerlendirmelerinde gelinen son nokta gösteriyor ki; her geçen gün önlenemez bir hızla artan çeşitli kirlenme şekilleri ve yok edilmeleri yüzlerce yıl sürecek atıklar nedeniyle tüm canlı türleri ve doğal yaşam ortamları birbiri ardına hızla yok oluyor.

KAYNAKLAR TÜKENİYOR

Ne yazık ki gezegenimiz “6. Kitlesel Yok Oluş Süreci’ne” girmiş oldu. Bu konudaki önemli bir uyarı 2005 yılında yayımlanan 95 ülkeden 1360 bilim adamı tarafından hazırlanan Dünya Bankası’nın “Milenyum Ekosistem Değerlendirmesi” raporuyla ortaya çıktı. Yeryüzünde yaşamın devam edebilmesi için gereken doğal kaynakların üçte ikisinin insanlar tarafından hızla tüketilmekte olduğu acı gerçeği idi.

Nitekim, Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) yayımladığı geniş kapsamlı “Yaşayan Gezegen 2012 Raporu” da, kaynakların sömürülmesi ve aşırı tüketim nedeniyle dünyanın “sağlık durumunun” giderek kötüye gittiğini bir kez daha ortaya koymuş oldu.

İlk kitlesel yok oluş günümüzden yaklaşık 440 milyon yıl önce gerçekleşmiştir. 5. Kitlesel Yok oluş süreci bundan 65 milyon yıl önce gerçekleşmiş olup, bu olayın en önemli özelliği ise, dinozorların 150 milyon yıllık süren egemenliğinin son bulmasıdır. Bu sefer sahnede insan faktörü var. Yaratmış olduğumuz ekolojik yıkım insan medeniyetinin de sonunu hazırlamış oldu! Ne kadar başarılı bir medeniyet seviyesine ulaştık ki, 4.5 milyar yıllık zaman dilimin sadece son 200 yıllık döneminde her şeyi altüst etmeyi başardık ve 1980li yıllardan beri gezegenimizin kendini yenileme gücü artık kalmadı.

Bilindiği gibi 2008’in sonunda başlayan Amerika’daki ekonomik kriz başta Avrupa olmak üzere domino taşı etkisiyle zaman içerisinde birçok ülkeye yayıldı. Maalesef insanlık doğanın ekolojik yasalarıyla kendi kurgulayıp hayata geçirmiş olduğu sosyo-ekonomik yasalarını bir türlü gerçek anlamda bağdaştıramadı. Yaşam kalitesi ve mutluluğun anahtarının ekonomik büyümeden geçtiğine inanıyordu. Oysa bugünkü gelmiş olduğumuz ekonomik büyüme, kendisini yaratan biyo-sisteme sürekli zarar veren ve zararın faturasını ödemeyen ve ülke sınırlarını yok edip uluslararası büyük şirketlerin bencil çıkarlarına hizmet eden vahşi bir sisteme dönüştü.

KURALLAR ÖNEMSİZ

Klasik ekonominin kuralları artık çoktan önemini yitirdi. Klasik ekonomi bilimi insanı her alanda sadece kendi çıkarını düşünen bir canlı olarak görür. Ekolojik ekonominin kurallarını da maalesef birçok ülkede henüz geçerli kılamadık. Bu ülkelerden biri de bizim ülkemiz! Ekolojik ekonomi büyümenin artık tehlikeli bir sınıra ulaştığını söylüyor. Bundan sonra büyüme artık “sosyo-ekonomik” olmadığı gibi asla ekolojik de değil. Çünkü büyümenin ekolojik maliyeti üretimden elde edilen kazançtan daha yüksek. Büyüme yerine insanın yaşam kalitesini ön plana çıkaran ve doğa yasalarına uygun, doğayla barışık sağlıklı “gelişme” kavramına önem vermeliyiz.

İnsan kendi tabiriyle modern hayata adım attıktan sonra, özellikle sanayi devrimiyle birlikte bilim ve teknolojiyi kullanarak miktarları her geçen gün hızla artan birçok ürün üretmeye başladı. Bugün geldiğimiz nokta hem bu ürünlerin kendileri atık olduklarında, hem de üretim sırasında ortaya çıkan katı, sıvı ve gaz halinde yan ürünler, artık öyle miktarlara geldi ki, ne teknolojik geri kazanım mekanizmalarıyla ne de gezegenin biyolojik çevirim mekanizmalarıyla yok edilebilmesi mümkün olmamakta. Sözün kısası dünyamız devasa bir çöplüğe dönüşüyor. Bu yetmezmiş gibi atmosfer çevresini de uydu çöplüğüne çevirmeye başladık.

GEZEGEN S.O.S VERİYOR

Şöyle bir düşünün; 7 milyar insan, yaklaşık 4-5 milyar hayvanlar alemi, her geçen gün sayıları artan milyonlarca fabrika, otomobil, uçak, deniz ulaşım araçları, iş makineleri vs. yaklaşık 50 milyar canlı ve cansız sistem her gün milyonlarca ton katı, sıvı ve gaz halinde atıkları dünya ekosistemine bırakıyor. Bu kadar ağır yükün altında gezegenimiz S.O.S veriyor. Belki de evrenin tek yaşam gezegeni olan dünyamız/evimiz bu kadar yüke sizce daha ne kadar dayanabilecek? Son ekolojik göstergeler 7 milyarlık insan popülasyonunun 4 milyarının artık fazlalık olduğuna işaret etmekte. Gelişmiş ülkelerdeki aşırı tüketim alışkanlıklarını ve gelişmekte olan ülkelerdeki hızlı nüfus artışını çok acilen önlemek zorundayız. (AÇIKLAMA: Gıda Hareketi olarak nüfus artışının önelme fikrine kesinlikle katılmıyoruz. Sorun nüfus artışında değil, ahlaksiz kapitalis anlayıştadır. Dünya 7 değil 70 milyarı da besler. Allah yarttığı hiçbir canlıyı rızıksız bırakmaz. Ama ahlaksız insanlar diğer canlıların rızıklarını gasp eder.)

CESETLER ÇÜRÜMÜYOR

Her şeyi öyle bir kirlettik ki artık mezarlardaki cesetlerimiz bile çürümüyor! Hem bizi hem de diğer hayvansal ve bitkisel canlıları öldüklerinde moleküllerine kadar parçalayıp biyosisteme geri dönmelerini sağlayacak toprakları onlarca çeşit toksik kimyasal atıklarımızla hızla kirlettik. Birçok yerde biyolojik geri dönüşüm işini yapacak olan böcek, mantar, bakteri v.s gibi toprak mikro fauna ve florasının işlevselliğini yitirmesine sebep olmaya başladık.

MUMYALAMA GİBİ

Diğer taraftan koruyucu katkı maddeli çeşitli konserve ve işlenmiş gıdalar, hava, su vs. gibi kaynaklar vasıtasıyla almış olduğumuz ve bünyemizden bir türlü atamadığımız çeşitli toksik maddelerde, bir çeşit mumyalama yarattığından biyosisteme geri dönememenin ciddi sıkıntılarıyla karşı karşıya kalacağız. Bu nedenle mezarlıkları bile bilimsel metotlarla tespit etmemiz gerekecek! Toprak suyu, havalanması, mikrofaunası ve florasının sağlıklı olduğu ve kentsel kaynaklı her türlü kirlikten uzak bakir alanlar ölüleri parçalayabilecek nitelikte olduğu için tercih edilmelidir.

TEHDİDE DÖNÜŞTÜ

Hamamböcekleri 350 milyon yıl, keneler 225 milyon yıl ve at kestanesi bitkisi 75 milyon yıldır gezegenimizle uyumlu şekilde canlılıklarını sürdürmelerine rağmen, yaklaşık 30 bin yıl gibi kısa bir zamandır varlığını sürdüren insanoğlu bu uyumu sağlayamayarak, son 200 yılda kendi neslini ve gezegenimizdeki yaşamı yok edecek bir tehdide dönüştü.

Kuşkuya yer yok ki, küresel iklim değişimi ve küresel ekolojik kaos, bir an önce ciddi şekilde ele alınmazsa, tarihin en fakir ve en çok acı çeken insanlarının dünyası bizi beklemektedir.

Kâinat/Evren ne kadar büyük? Kâinatın özet haritası | 7 kat sema ve daha da üzeri

Burçlar, Yıldız takımları, Sema katları, Gök katları, Kâinat, Evren, Arş-ı ala, Alem-i Kebir, Alem-i Kürs, Burçlar kuşağı, Evren genişliyor mu? Zaman kavramı, Mekan kavramı, Kader,
Büyütmek için üzerine tıklayın!


SEMA: Tavan, gök; yukarı, üst; her bir şeyin üst tarafı; yörünge; yukarı taraf anlamlarına gelir.

Allahü Teala yedi semâ (7 kat gök) yaratmıştır. Bunlardan dünya seması (bize en yakın göktür ve çizimde dairelerin en merkezindeki en küçük olanıdır.) yıldızlarla donatılmıştır: 

"Gerçekten en yakın göğü(dünya semasını, uzayı) bir ziynetle ve yıldızlarla donatıp süsledik" (es-Saffat, 37/6). 

"O (Allah) bunun üzerine iki günde (dönemde) yedi gök var etti. Yakın göğü de ışıklarla (yıldızlarla) donattı ve bozulmaktan korudu. Birbirleriyle ahenktar yedi göğü yaratan O dur" (el-Mülk, 67/3) 

Yedi kat göğün üstünde bunları çepeçevre kuşatan "Alem-i Kürsî" ve Alem-i Kürsi'yi de kuşatan "Arş" bulunur:

"Allahın Kürsî'si gökleri ve yeri kuşatmıştır" (el-Bakara, 2/255). 

Bütün bunların hepsi içindekilerle birlikte Yüce Allah'ın hükmü, idaresi ve tasarrufu altındadır.

Hz. Peygamber (s.a.s)'den gelen bilgilerde belirtildiğine göre, yedi semanın Kürsî içindeki büyüklüğü bir kalkanın içine atılmış yedi dirhem gibidir. Kürsî de Arş'ın içinde bir çölün ortasına atılmış bir demir halka gibidir. Ebu Zer'in rivayet ettiği bir hadisinde Hz. Peygamber (s.a.s) bunların büyüklüğünü şöyle bir benzetme ile açıklamıştır: "Nefsim yed-i kudretinde bulunan(varlığım kudretinde bulunan) Allah'a andolsun ki, yedi sema ve yedi arzın, Kürsi'nin yanındaki büyüklüğü, ancak dünyanın bir çölünün ortasına atılmış bir halka gibidir. Arş'ın Kürsi ye nisbetle büyüklüğü de bu halkaya nisbetle çölün büyüklüğü gibidir" (İbn Kesir, Tefsîrul-Kurânil-Azim, Beyrut 1385/1966, I, 550).

Yüce Allah Kitab-ı Kerim'inde gökte burçlar(yıldız takımları) yarattığını söyler (el-Hicr 15/16; el Furkan 25/61), "Ve's-sema-i zatil buruç" / burçları olan göğe andolsun ki... diye buyurur. 

Cenab-ı Allah gökte burçlar yarattığını söylerken "es-Semavat" şeklinde değil de "es-Semâ" şeklinde zikreder. Semâ'nın lâm-ı tarifi ahid içindir. Bildiğiniz en yakın semâda (dünya semasında) demektir. 

Burç; yüksek köşk, bina ve kale anlamlarına gelir. Semadaki burçlar ise; gökte durumlârı birbirlerine göre aynı kalan yıldız toplulukları demektir. Müfessirler(Kur'an'ı açıklayan alimler) ayetlerde geçen semadaki burçları tefsir ederlerken, bunları, büyük yıldızlar, ya da semânın kapıları diye tercüme etmişlerdir. Gökte yıldızların araştırılıp üzerlerinde düşünülmesi için burç taksimlerini İdris (a.s)'ın yaptığı söylenir. 

Yerin haritasında şehir ve kasabalar ve bunlardaki yüksek binalar nasıl bir alamet ve işaret ise, gökteki yıldızlar içerisinde büyük yıldızlar ve yıldız takımları da böyle birer işarettir. Güneş'in bir yıl içinde görünürde içinden geçtiği farz edilen gök kuşağı ve bunun yanlarında bulunan takım yıldızları (Zodyak takım yıldızları)na "Burçlar Kuşağı" da denir. Burçlar kuşağı 30 derece uzunluğunda 12 bölgeye ayrılmıştır. Bu 12 burcun teşkil ettiği alana Burçlar Bölgesi denilir. Güneşin ilkbahardan itibaren bir yol boyunca sırasıyla takib ettiği takım yıldızlarına eskiden beri hamel (koç), sevr (boğa), cevza (ikizler), seretan (yengeç), esed (arslan), sünbüle (başak), mizan (terazi), akreb, kavs (yay), cedi (oğlak), delv (kova), hüt (balık) isimleri verilmiştir.

Orta çağdaki filozofların gökler ve yıldızlar hakkındaki bilgileri Kur'an'a ve bugünkü bilimin verilene ters düşer. Onlar, gökleri ve yıldızları Kevn-ü fesaddan ârî, ezelî ve edebî olarak düşünmüşlerdir. Tabiidir ki onlar bu düşüncelerinde eski Grek felsefesinin etkisi altında kalmışlardı.

Modern astronomi ve astrofizik, kâinatta kusursuz bir nizamın, yıldızlar, galaksi ve gezegenler arasında ince hesaplı, büyük bir bilgiyle işlenmiş fevkalade tanzim, tedbir ve dengelerin bulunduğunu göstermektedir. Semanın içindekiler, en küçük gezegenler ile yıldızlardan en büyük galaksilere kadar bir denge durumu biçiminde birbirlerinin çevrelerinde dönerek yol almakta ve birbirlerinden açılıp genişleyerek boşlukta yolculuklarını sürdürmektedirler. Kur'an-ı Kerim'de bu gerçek "Göğü kuvvet (enerji) ile kurduk ve muhakkak biz onu genişletenleriz" (ez-Zariyât, 51/47) denilerek dile getirilmektedir. 

Yine Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın gökleri yedi kat olarak yarattığını, bunların mükemmel bir düzen içerisinde yaratıldığını; yaratılışlarında düzensizlik, çatlak ve kusur olmadığını (el-Mülk, 67/3-4); göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük ve hesaplı olduğu, insanların çoğunun bu büyük yaratılışın farkına varamayacakları (el-Müminûn, 23/57) bildirilir. Demek ki yıldızlar ve galaksiler... Yüce Allah'ın azametini ve kudretinin büyüklüğünü ilân etmeleri için yaratılmışlardır. Yine "O, yıldızları, kara ve denizin karanlıklarında yol bulasınız diye sizin için yaratandır" (el-En'âm, 6/97).

Dünyamızın son mürşid-i kamili olan Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) da, uzaya ve kainata dair çok dikkat çekici izahlar yapmıştır:

"Yumurtanın beyazı, sarısını kuşatıp etrafında bir daire oluşturduğu gibi, birinci kat sema da , dünya ile diğer gezegenleri ihata ederek kuşatmıştır. Bu dünya birinci kat semanın yanında bir yüzüğün Arabistan yarımadasında işgal ettiği yer kadar mekan tutar. Semadaki her üst kısımda bulunan tabaka da; genişlik ve azamet bakımından altta bulunan tabakaya göre o oranda azim ve büyüktür.

(Yani birinci kat sema, ikinci kat semaya kıyasla Arabistan yarımadasındaki bir yüzük kadardır,
ikinci kat sema, üçüncü kat semaya kıyasla Arabistan yarımadasındaki bir yüzük kadardır,Yedi kat semanın biribirlerine oranları hep bu şekildedir.)

Dünyaya en uzak yıldız ne kadar mesafede ise oradan birinci kat semaya da o kadar mesafe vardır. Gezegenler arasındaki mesafe ışık hızı ile ölçülür. Işık saniyede "üç yüz bin kilometrelik" muazzam bir mesafe kat eder. Yeryüzüne iki saniyede akis ettiğine göre, dünyaya en yakın yıldızın "altıyüzbin kilometre" ötede olduğu anlaşılıyor. Alem-i kebir içinde daha binlerce, milyonlarca ve milyarlarca sene ışığı henüz dünyamıza ulaşmayan bir çok yıldızlar vardır." der Süleyman Efendi Hazretleri...

7 kat semanın üzerindeki sema katlarına dair verdiği bilgileri de şöylece derleyebilriz:

7 kat semadan sonra gelen bu beş kat semada da aynı oran mevcuttur. Her biri, kendilerinden bir üstteki sema katına kıyasla, Arap yarımadasındaki bir kum tanesi misali küçük kalır. Bu katların vasıflarını anlamak çok derin islami ilimler gerektirir. Cennet ve cehennem şu anda fiilen mevcuttur ve Alem-i Arş-ı Azamdadır. Arş-ı Ala’dan sonraki Levh-i mahfuz, Kalem-i ilahi ve Alem-i emirde ZAMAN ve MEKAN kavramları yoktur. Bunlar maddi ve fiziki alemler değildir. Melekut alemleridir. Diğer alemler gibi bunlar da Allah’ın yarattıkları alemlerdir fakat o alemlerde zaman ve mekân diye bir şey bilinmez. Levh-i mahfuz, kader ile alakalıdır. Bu güne kadar olmuş ve olacak her şey orada yazılıdır ve mahfuzdur(korunmuştur.) Yeryüzünden Alem-i Emrin sonuna kadar olan ve asla akılla ölçülmeyecek kadar korkunç bir büyüklükte olan alanın/gök katlarının hepsine birden daire-i imkân denilir. İşte kâinat/evren daire-i imkandan ibarettir. Ama Alem-i Emrin üzerinde, yani kâinatın üzerinde de katlar vardır ve buraya Daire-i vücub denir. Yeryüzünden Alem-i Emrin sonuna kadar olan Kâinat, Daire-i vücubun yanında okyanustaki damla misali küçücüktür. 




#mfs kişisel hesapları: twitter | facebook | google+ | web
27 Temmuz 2014 Pazar

Bundan binlerce sene önce dünyada yüksek teknoloji vardı. Şeddad'ın yapay cennetinde elektrik ve elektrikli aletler vardı.

Süleyman aleyhisselam, Süleyman Hilmi Tunahan, Geçmiş teknoloji devirleri, Antik uzaylılar, Antik şehirler, İrem bağları, Ad kavmi, Şeddad bin Ad, Space Explorer,




"İrem bağının sahibi olan Şeddad ibnü Ad, öyle sun'i/yapay bir cennet yaptı ki, hiç bir yerde ve hiç bir belde de onun misli halk olunmadı/yaratılmadı ve olunmayacak. Rüzgarın bir taraftan esmesi ile ağaçların üzerinde duran kuşlar, diğer tarafta sada veriyormuş. O zaman da elektriğin mevcut olduğu anlaşılıyor.Fenniyatta/bilimde da muazzam terakki/ilerleme varmış.
26 Temmuz 2014 Cumartesi

Arjantin'de şimdiye kadarkilerin en büyüğü olan dinozor bulundu.

Arjantin, Dinozorlar, Arkeoloji, Geçmiş teknoloji devirleri, Adem aleyhisselamdan öncesi,


Bilim adamları Arjantin'de dünyanın en büyük dinozoru olduğuna inanılan bir yaratığın kemiklerini ortaya çıkardı.

Dev uyluk kemiğinin ölçülerine göre bu otobur, 40 metrelik bir en ve 20 metrelik uzun bir boya sahip olmalı.

Paleontologlar bunun bir grup sauropod dinozorunun bir parçası olan titanozorların yeni bir türü olduğunu düşünüyor. Uzun boyunları, uzun kuyrukları ve küçük kafalarıyla karakterize edilen bu türün Kretase döneminden kalma olduğu düşünülüyor.

Bu mega dino, bir önceki rekor sahibi Arjantinozorus'tan 7 ton daha ağır olup 77 ton ( yaklaşık 14 fil ağırlığında ) olduğu düşünülüyor.

Bir çiftçi, Patagonya'da Trelew'in 250 km batısında olan La Flecha yakınındaki çöl topraklarında fosilleşmiş kalıntılar keşfetti.



Paleontoloji Egidio Ferugliom Müzesi bilim adamları kazı alanında yaklaşık 150 kemik olan 7 parça iskeletler buldu.

Dr. Jose Luis Carbellido ve Dr. Diego Po'nun liderlik ettiği araştırmacılar şunları söyledi:

"Önceden bildiğimiz hayvanların, dev hayvanların boyutunu aşan bu kemiklerin ölçüleri göz önüne alındığında söyleyebiliriz ki; bu yeni dinozor dünya üzerinde yürümüş en büyük hayvandır."

" Uzunluk olarak; başından kuyruğunun ucuna kadar 40 metredir. Ayaktayken başına kadar olan kısım ise 7 katlı bir binaya eşit olup 20 metredir."



95-100 milyon yıl önce Patagonya ormanlarında yaşayan bu yaratığa henüz bir isim verilmediğini eklediler.

" Çiftlik sahiplerinin keşif hakkında bizi uyarmaları üzerine, bu isim; hayvanın ihtişamına ve bölgenin onuruna yakışacak bir isim olacak" dedi araştırmacılar.


(Adguk, Çeviri: Özge Eryağcı, www.SpaceExplorer.TV)


Peru'da Yeni Bir "Yıldız çocuk" Kafatası mı bulundu?

Uzaylı kafatasları, Geçmiş teknoloji devirleri, Dünyadaki uzaylı izleri, Dünyadaki uzaylılar, Videolar, Uzaylıların kafası büyük mü, Peru, Space Explorer,
Kapak resmi: Sanatçı Marcia K. Moonre tarafından, bu Peru kafatasının canlıyken göründüğü şekli gösteren canlandırma çizim...


1930'larda Meksika'da bir mağarada bulunan ünlü Yıldız çocuk kafatasının, türünün ilk ve tek örneği olduğu düşünülüyordu.

Yıldız çocuk kafatası olarak bilinen bu garip görünümlü kalıntının; fizyolojik, kimyasal ve genetik bir dizi nitelikleri ve şekli, bilinen herhangi bir hastalığın sonucu değildir. Özellikle de hidrosefalinin; yaygın olarak bilinen "beyinde su" hastalığının bir sonucu değildir.

Lloyd Pye, Peru'da benzer görünümlü bir kafatası olduğunun farkında değildi.




Bu kalıntı daha önce hiç fotoğraflanmadı ya da filme alınmadı. Bu kalıntı, anonim kalmak isteyen birine ait.

Bu özel video, ünlü Yıldızçocuk Kafatası ve insan eliyle yapılmış bu çizim arasındaki büyüleyici benzerliği açıklıyor. Bu şey uzay kökenli olabilir mi?

(Adguk, Çeviri: Özge Eryağcı, www.SpaceExplorer.TV)






Uzayda bile yaşayabilen dünyalı hayvan: Su ayısı (Tardigrade)

Uzayda hayat var mı?, Uzayda yaşayan canlılar, Su ayısı, Tardigrade, NASA, ISS, Canlı yayın, Space Explorer, Uluslar Arası Uzay İstasyonu, Paul Hellyer, Videolar,


Karda, buzda, su altında! Ya da uzayda! Hiç farketmez!

Bilinen adı “Su ayısı”, bilimdeki adı ise ‘tardigrade'... Bu canlı türü tam 200 yıl yaşıyor! Eksi 457 derece soğuğa, 357 derece sıcağa bile dayanıyor.


2007 yılında bilimsel adı ‘tardigrade’ olan, ama ‘su ayısı’ olarak da bilinen mikroskopik bir canlı türü, uzay ortamında sağ kalmayı beceren ilk hayvan olma ünvanına ermişti.

Uzayın oksijensiz boşluğunda -üstelik dondurucu bir soğukta- güneş rüzgarlarının radyoaktif etkisine karşı göğüs germek, her yiğidin harcı değil. Bilim dünyası, tardigrade’in bu yeteneğini daha ayrıntılı biçimde incelemek için kolları sıvadı.

Uzayda Bile Yaşadı!

Bu mikroskopik astronot, Nasa’nın Endeavour mekiği ile 2011 yılında bir kez daha uzay yolculuğuna çıktı.




Amaç, boyu bir milimetreyi bile bulmayan, fakat dünyanın en dayanıklı hayvan türü olarak tanımlanan ‘su ayısının’ yerküreden ayrılsa dahi yaşamayı nasıl sürdürdüğünü keşfetmek.

İtalyan Uzay Araştırmaları Merkezi tarafından desteklenen proje çerçevesinde uzay yolculuğunun organizmaları moleküler düzeyde nasıl etkilediğine dair yedi ayrı deney gerçekleştirilecek .

Bilim insanları, tardigrade DNA’sının bir değişikliğe uğrayıp uğramadığını merak ediyor. Ayrıca uzayın vakum etkisi altında kalmasına karşın, aşırı susuzluğa ve kozmik ışınlara yenik düşmemeyi nasıl becerdiği araştırılacak.

Tardigrade, mikroskop altında bakıldığında cüsseli bir ayıya benziyor. Karada olduğu kadar, denizde ve tatlı suda da yaşabilen çok küçük bir hayvan.



Genlerinin incelenmesi sonucu, önce tatlı suda ortaya çıkan tardigrade’in yüksek adaptason becerisiyle toprak üzerine de sıçradığı anlaşıldı.

Bu küçük hayvanın, yaşam şartlarının zorlaştığı durumlarda, en temel biyolojik ihtiyaçları dışında metabolizmasını tamamen uykuya yatırarak sağ kalma becerisi geliştirdiği söyleniyor.

Bütün bu bilgilerden sonra, NASA'nın Uluslar Arası Uzay İstasyonu'ndan canlı yayın yaptığı sırada görüntüye karışan bu videodaki acayip nesnenin ne olduğunu anlamak isterken, "Uzayda da yaşayabilen canlılar bizim dünyamızda bile var. Başka dünyalarda neden olmasın" diye düşünmek gerekiyor.





Bu da ilginizi çekecektir: 

Tarihi açıklamalar: Kanada Savunma Bakanı UZAYLILARI anlatıyor | Paull Hellyer - Tünelin Sonundaki Işık


UFO'larla gelenler neden dünyaya müdahale etmezler? Neden uzaylı istilası yaşanmıyor?

Adolf Hitler, Müslüman uzaylılar, Mars insanları, Mars'ta teknoloji, Mars'ta yaşam var mı, Mars'lılar müslüman mı, Videolar, Uzaylı istilası, NASA astronotlarının itirafları, Mehmet Fahri Sertkaya,


Bu kadar teknolojik ve dolayısıyla askeri üstünlüğe sahip oldukları, artık NASA astronotlarının itirafları, NASA bilim adamlarının itirafları, pek çok devletin saygın bürokratlarının itirafları ve montaj olmadığı kesinleşmiş binlerce video kayıtları ile meydanda iken....

Hatta emekli NASA astronotu Edger Mitchell, "Şayet saldırgan olsalardı mahvolurduk" derken... (ki bütün bunları ispat eden yayınlar sitemizde mevcuttur.)

Söz konusu dünya dışı yaşamın insanlarının, bizim dünyamıza karşı güç kullanmamaları hatta hiç bir şeyden çekinceleri olmamasına rağmen bir de varlıklarını belli etmemek gayreti içinde olmaları...

En az, gücünün zirve noktasına geldiği, Avrupayı ele geçirdiği, Fransa'nın iki milyon askerini esir ettiği, İngiltere'yi kaçışan bir sıçana çevirdiği ve Rusya'ya diz çöktürdüğü, o güne kadar hiçbir cephede kaybetmediği  ve her yeri aldığı halde, çok stratejik bir konuma, boğazlara, madenlere, iş gücüne sahip olan Türkiye'ye dokunmayan Hitler'in hareket tarzı kadar tuhaf değil mi?

Bunun bilimsel, zahiri/görünür bir sebebi-izahı olabilir mi?

Hayır!

Bunun tek bir sebebi var, onlar Müslümanlar... Dünyamıza askeri güçleri ile gelip, hakimiyet kurmuş gayri müslim devletleri bir kaç saat içinde diz çöktürmelerine ilahi bir YASAK var. 

Bizim dünyamızın müslüman insanları, gayri müslimleri yenip dünya çapında bir hakimiyet-idare tesis edene kadar, küfrü yıkıp huzur ve adaleti tesis edene kadar, diğer dünyaların Müslüman insanları, kendilerini bize açıkça ilan etmeyecekler ve düşmanlarımıza karşı bizlere yardım etmeyecekler. Dünya müslümanlarının "imtihanını" bozmayacaklar. Çünkü dünya bir "imtihan mahalli" olması için var edildi.

Ha bu arada... Hitler'in bu hareketini, kökenleri Yahudi olan ve Yahudiler tarafından iktidara getirilen Hitler'in, yeni T.C.'yi hile ile tesis eden Sabetayistlerin istekleri gereği yaptığını iddia edenler olsa da gerçek bu şekilde değildir. Hitler de son yıllarında İslam ile müşerref olmuş ve taktik hareketler ile hep Müslümanların faydasına olacak şeyler yapmıştır. En sonunda da bu gerçeği öğrenen Subayları ve askerleri kendisine itaat etmedikleri için imkansız bir şekilde kaybetmiştir. İngiltere'nin ve Fransa'nın sömürgesi haline dönüşmüş ve zulümden inim inim inleyen müslüman milletler, özgürlüklerine kavuşabilmişler ise bu Hitler vesilesi ile olmuştur.

Ezberlerinizi bozun! Daha çok şoka hazır olun! Ve heyecan yapmayın! Bütün bu gerçekleri ve daha fazlasını yakında www.SpaceExplorer.TV 'de bulacaksınız. 




#mfs kişisel hesapları: twitter | facebook | google+ | web


Aslında geldiler ve kendini çok güçlü zan edenler sadece seyir etmekten başka bir şey yapamadılar.

12 Temmuz 1952'de ABD'de Beyaz Saray etrafında hiçbir karşılık/müdahale görmeden, ezici bir güçle ve gayet sakince dolaşan UFO'lar...


Satürn'ün halkalarında dolaşan dev uzay gemileri ve saygın bilim adamı Dr. Bergrun'un Satürn'ün halkalarının yapay olduğu iddiası...

Ames Araştırma Merkezi, Gerçek UFO görüntüleri, NASA, Satürn, Satürn'de hayat var mı, Satürn'ün halkaları, Satürn'ün uyduları, Space Explorer, UFO, Uzayda hayat var mı?, Videolar,



NASA adına da araştırmalar yapan Dr. Bergrun, Satürn, Uranüs ve Jüpiter’in halkalarını uzaylıların enerji kaynağı olarak oluşturduğunu iddia etti.



Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) adına önemli projelerde çalışan ve bilim dünyasında saygın bir yere sahip olan ABD'li Dr. Norman Bergrun, Satürn, Uranüs ve Jüpiter'in çevresindeki halkaların uzaylılar tarafından enerji kaynağı olarak oluşturulduğunu söylüyor. Teorisi uzay meraklıları tarafından rağbet görse de bilim dünyası tarafından şüpheyle karşılanan Bergrun, bu üç gezegenin halkalarının organik uzay mekiklerinden oluştuğunu öne sürüyor.


Bergrun "Bunların Satürn'de yaşadığını ve sayısının gittikçe arttığını keşfettim. Onları Jüpiter ve Uranüs'ün çevresinde de görebilirsiniz" diyen Bergrun "Sizin halka gördüğünüz yerlerde ben uzay gemileri görüyorum" açıklamasını yaptı. Halkalarda tükenmiş, canlı uzay mekiklerinin görüntülerine rastlandığını ifade eden Bergrun"Sayıları gittikçe artan bu cisimler Güneş sisteminin her yerinde var ve nüfusları kritik bir eşiğe dayandı" dedi.



Dr. Norman Bergrun, Havacılık Ulusal Dayanışma Komitesi'nde, önceki adı Ames Araştırma Merkezi olan, Ames Araştırma Laboratuarı mezunudur. Araştırmacı bilim adamı olarak NASA'da 12 yıl çalıştı.



Ames'te; uçak, füze ve roketlerin termal buz önleme kriterlerinin tasarımında ve istikrar yasalarının geliştirilmesinde öncülük etmiştir.



Lockheed Füze ve Uzay Şirketi'ne (şimdiki adıyla Lockheed Martin'e) katıldı. Burada Deniz Kuvvetleri Sualtı Lansmanı Füze Sistemi'nin planlanması ve uçuş testlerinin analizi konularında yöneticilik yapmıştır. Lockheed'te 13 yıl boyunca, özel uzay-uydu analizleri sorumluluğu olan kıdemli bilim adamı olarak görev yapmıştır.



Dr. Belgrun, NASA'nın Voyeger 1 ve 2 uzay araçları ile Satürn'ün halkalarını çektiği fotoğraflar üzerinde detaylı çalışmalar yaptı. Yaklaşık 2 metrelik Uzaylı pilotlar tarafından kontrol edilen devasa elektromanyetik araçların, halkalarda nasıl emisyonlar oluşturduğunu keşfetti.


***

Norman Bergrun Satürn'ün halkalarının doğal olmadığı, enerji üretimi için yapay olarak bu halkaların oluşturulduğu ve oralarda dev UFO'lar olduğu hususunda konuşuyor.







Satürn halkalarında Hubble tarafından çekilen dev nesnelerden birinin kızılötesi fotoğrafı


Satürn'ün ve halkalarının büyüklüğünü göz önünde bulundurduğumuzda başka dünyalara ait bu uzay araçlarının dünyamızdan bile büyük olduğunu tahmin edebiliriz. 


Güneşin etrafında değişik şekilli dev bir UFO'yu izleyin. Güneş dünyamızdan bir milyon kat büyüktür ve UFO da dünyamızdan büyüktür. 





Dünyamızdan daha büyük UFO`lar, Güneşimizin etrafındalar...