Top Social

Featured Posts Slider

.

Image Slider

30 Ekim 2014 Perşembe

2018 Dünya Kupası’nın amblemi uzayda tanıtıldı.




Rusya’nın ev sahipliğiyle gerçekleştirilecek olan 2018 FIFA Dünya Kupası‘nın resmi amblemi, Uluslararası Uzay İstasyonu‘ndaki Rus kozmonotlar tarafından canlı yayınla tüm dünyaya tanıtıldı.

Bu yıl Brezilya’daki etkinliğin ardından 21. kez düzenlenecek Dünya Kupası’nın merakla beklenen resmi amblemi nihayet görücüye çıktı. Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan yapılan yayında “Dünya Kupası’nı ülkemizde görecek olmak rüya gibi” sözleriyle heyecanlarını dile getiren kozmonotlar, geri sayım sonrası amblemi tüm dünya ile paylaştılar. Aynı zamanda ünlü Bolşoy Tiyatrosu’nun duvarına da yansıtılan tasarımda Rusya bayrağındaki beyaz, kırmızı ve mavi renklerin hakimiyeti görülüyor. Rusya’nın etnik zenginliğini ve tarihini yansıttığı beliritlen amblem ülkede büyük bir coşkuyla karşılandı. 8 Haziran 2018 ile 8 Temmuz 2018 tarihleri arasında düzenlenecek etkinlik 13 ev sahibi şehirde bulunan 16 stadyumda gerçekleştirilecek.



28 Ekim 2014 Salı

Video | Rusya'dan dünyayı karıştıracak iddia: NASA Mars'ta hayat olduğunu gizliyor.


Videolar, Rusya, Rusya uzay araştırmaları, Mars, Mars'ta insan mı var, Mars'ta yaşam var mı, Mars'taki omurga iskeleti, NASA, NASA neden gizliyor,



51. bölge çalışanının itirafları | Dünyanın nüfusu yüksek yerlerini yok edecekler.

Videolar, 51. Bölge, Uzayda hayat var mı?, Evrende yalnız mıyız?, Bilim insanlarının itirafları, yer altı üsleri, Dünyada uzaylı var mı, Aramızdaki uzaylılar, Teknolojimizi uzaylılardan aldık,




Cesedi bulunan bu insansı ve minik canlı, başka bir gezegenin insanı mı?

Sirius, İnsansı, Mars'ta insan mı var, Uzaylılar da insan mı?, Uzayda hayat var mı?, Videolar, Gerçek uzaylı görüntüleri, Kaç çeşit uzaylı var,



24 Ekim 2014 Cuma

Sabiha Gökçen Hava Limanı Armagedon savaşı için yapıldı.

Sabiha Gökçen Hava Limanı Armagedon savaşı için yapıldı.

Sabiha Gökçen Havalimanı Dünyanın en dayanıklı 5 yapısı arasında. Peki Neden?

Bu dikkat çekici sağlamlığı için Türkiye'nin deprem bölgesinde oluşunun sebep gösterilmesi ise sadece hedef saptırmacadan ibaret... Çünkü Sabiha Gökçen Havalimanı tamamen ABD'nin ve NATO'nun bölgemizde gireceği devasa savaş için hazırlandı. Proje aşamasından itibaren bu göz önünde bulunduruldu. Bu savaşın merkez kontrol üslerinden biri de bu havalimanı olacak... Havalimanı sivil görünümlü olmasına rağmen olası bir savaş halinde bütün askeri ihtiyaçları rahatlıkla sağlayacak bir yapıda...
Bilindiği gibi Yahudiler ve Hıristiyanlar dünyanın sonuna yakın bir zamanda Müslümanlarla devasa bir savaşa gireceklerine ve büyük kayıplar verip büyük acılar çektikten sonra bu savaşı kazanacaklarına inanmaktadırlar. Onların Armagedon diye isimlendirdiği bu inanç

İslam dininde de vardır ve adı Melhame-i Kübra‛dır... Melhme-i Kübra‛yı Müslümanların kazanacağı ve bu savaşta istisna bir Hıristiyan devletinin Müslümanlara yardım edeceği sahih hadisler ile haber verilmiştir.


2010 yılından bir habere bakalım;

Sabiha Gökçen Havalimanı, yeryüzünün olası suni ve doğal tehditlere karşı en dayanıklı 5 binasından biri olarak gösterildi.

ABD'nin prestijli iş ve risk yönetimi analiz dergisi 'Risk Management'' de yer alan bir yazıda, Sabiha Gökçen'in yeni inşa edilen 10 milyon yolcu kapasiteli dış hat terminalinin dünyanın en büyük sismik yalıtılmış, depreme dayanıklı binalarından olduğu vurgulandı. Birinci hizmet yılını dolduran dış hatlar terminalin dört bir yanında 300 adet sismik izolatör bulunuyor. Ayrıca bodrum katlarında kullanılan takviyeli beton kolonlarla binanın en üst kısmı, sarsıntı anında alt kısımdan bağımsız şekilde hareket edebiliyor.

Türkiye'nin deprem bölgesinde olduğu hatırlatılan yazıda ayrıca, bu tür sağlam yapıların inşa edilmesinin örnek gösterilmesi gereken bir durum olduğu ifade edildi. Dünyanın en dayanıklı 5 yapısı arasında Sabiha Gökçen'in yanı sıra: "Fort Knox-ABD Altın Deposu Binası, Svalsgaard Doomsday Seed Vault-Tohum Sığınağı, Proof 7 World Trade Center-Dünya Ticaret Merkezi, 'Bahnhof's Underground-Veri Merkezi." gösterildi.

(CİHAN)
02 Ara 2010 13:50


***

BATI HER ALANDA KAYBETMEYE DEVAM EDİYOR. 

Batılıların bütün çirkin oyunlarına rağmen, doğulu ve Asyalı ülkelerin havacılık firmaları başarılarını artırıyorlar. Dünyanın en dayanıklı en sağlam beş yapısından biri olan ve hedeflenen Armagedon(3. dünya savaşı)'da kullanılmak için yapılan, uzun bir süre de ihtiyaç fazlası olan, sonra kıymete binen Sabiha Gökçen isimli havalimanı tamamen Malezya'lı şirketin oldu.

Malaysia Airports Holdings (MAH) artık Sabiha Gökçen Hava Limanı'nın tamamının sahibi... Önümüzdeki yıllarda batılı hava yolu taşımacılığı firmalarını ve sivil uçak üretimi yapan firmaları ya da bunlara yan sanayii hizmeti veren firmaları çok çok daha zor günler bekliyor.

Görüldüğü gibi İlluminati, Armagedon'da kullanmak için planlayıp yaptırdığı çok stratejik bir merkezi daha kaybetti. Bu da İlluminati'nin eskisi gibi para gücü olmayışından kaynaklandı. 8 Milyonluk nüfusunun 6 milyonu Yahudi olan İsrail'de, 2 milyon kişinin sokaklarda haftalarca eylem yapıp "Açız" diye bağırdığını bizim sabetaycı ve mason medya gizlese de, gizlemese de bu millet artık bu gerçekleri görecek.

Biz bir kendimize gelirsek PKK, IŞİD, Suriye, Filistin ve sair meselelerin hepsini birden bir ayda çözer geçeriz. Ama bunun için öncelikle içimizdeki İsrail'i ipe çekmek gerekiyor.

#mfs


***

Armagedon savaşında kullanılmak için, hiç de lazım olmadığı bir dönemde, dünyanın en sağlam beş yapısı içerisine girecek kadar sağlamlıkta yapılan ve nükleer saldırı, 9 şiddetinde deprem, tsunami, bombalı saldırılara karşı çok çok sağlam şartlarda yapılan Sabiha Gökçen hava limanının tamamen elden çıkmasına ve Malezya'lı bir firmaya satılmasına rıza gösterilen dönem de çok dikkat çekici... 

ABD ve onu oynatan İsrail ve Siyonistler artık Kuzey Irak ve Kuzey Suriye'ye yeterince hakim. Oralardan uzun bir süre çıkarılamayacaklarını düşünüyorlar. Hem IŞİD'i hem PKK'yı ya da PYD'yi hem de Irak hükümetini onlar kontrol ediyorlar. Oyun içinde oyun kuruyorlar. Bu nedenle artık sıkıntı etmeden Erbil'de bizim Adana İncilik Üssü'müzün alternatifi mahiyetinde bir de üs kuruyorlar acele ile... Artık gizli Ermeni Sabiha Gökçen'in isminin verildiği hava limanına ihtiyacı eskisi kadar değil... Zaten bunlar Irak'ta çölün ortasında devasa bir askeri üssü kuralı yıllar oldu ve siz de bunu duymadınız değil mi? Belki şu satırları okuyanların pek çoğunun doğu ve güneydoğu illerimize yerleştirilen NATO füzelerinin de Suriye meselesi ile alakası olmayıp Rusya ve Çin'e karşı kurulduğundan haberleri yoktur. Ne ucuz yaşıyorlar, ne rahat... Ama bozarlar bu rahatı...

#mfs





23 Ekim 2014 Perşembe

Uzay Yolu'ndaki çekici ışın gerçek oldu. Cisimleri iten ve çeken lazer ışın geliştirildi.

UFO, dünya dışı teknoloji, Uzay çağı teknolojileri, UFO'larda kullanılan teknolojiler, Lazer, Fizik, Elektromanyetik savaş,


Çekici ışınların uzun ve zorlu bir öyküsü var: Bu yılın Nisan ayında Dundee Üniversitesi araştırmacıları ses dalgalarıyla çalışan (akustik) çekici ışın geliştirdiklerini duyurdular. Bu sistem nesneleri kendine çekmek için ultrasonik dalgalar kullanıyor ve bu açıdan anne karnındaki bebekleri görüntüleyen ultrason cihazının farklı bir versiyonu sayılır.
Ağustos ayında ise Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden (ANU) Dr. Horst Punzmann ve Profesör Michael Shats suyu dalgalandırarak çalışan yeni bir çekici ışın geliştirdiklerini açıkladı. Vücut dokularını mikroskobik ölçekte son derece hassas bir şekilde hareket ettiren “akustik ışınlar” tıkalı kan damarlarını ses dalgalarıyla açarak kalp ameliyatı ihtiyacını azaltacak.
Bilim adamları bu sistemle akciğerlerdeki tıkalı hava yollarını da açmayı planlıyor ve söz konusu çözüm astım hastalarına çare olabilir. Su dalgalarıyla çalışan ve su yüzeyindeki kir tabakasını hızla dağıtan diğer “çekici ışın” sistemi ise denizleri petrol sızıntılarıyla sintine suyundan temizlemekte kullanılacak.
Ancak, lazer ışını kullanmayan bu sistemleri gerçek çekici ışın olarak kabul etmemiz imkansız. Daha doğrusu yakın zamana kadar imkansızdı, ama 20 Ekim 2014’te durum değişti ve ANU’dan Dr. Vladlen Shvedov ile Dr. Cyril Hnatovsky lazer ışınlarıyla çalışan yeni bir çekici ışın geliştirdiklerini duyurdular.


Tractor_beamHem itiyor hem çekiyor
Avustralyalı ekibin geliştirdiği çekici ışının en büyük özelliği bu. Lazer ışınlarından yararlanan sistem diğer çözümlerin tersine nesneleri isteğe bağlı olarak itiyor veya çekiyor.1
Denizdeki büyük gemileri yönlendiren römorkörlerin yaptığı kapsamlı manevralara izin veren teknoloji, çevre kirliliğini önlemek için özel güç alanları oluşturmak gibi birçok zor uygulamanın gerçekleştirilmesini de sağlayacak. Sistemin sırrı ise özel şekilli lazer ışınları.


Oyuk lazer
Teknik olarak ışığın polarizasyon özelliğinden yararlanarak boru şekilli lazer ışınları üretmek mümkün (bu tür ışınlar Amazon yerlilerinin dart üfleyen borularını andırıyor). Ortası boş lazer ışınları hedefi yalnızca yuvarlak bir halka halinde kenarlarından aydınlatıyor.
Bugüne kadar geliştirilen lazer ışınları hedefi itmekte pek başarılı değildi, çünkü lazer ışınlarını oluşturan fotonların durağan kütlesi yok ve bu da fotonların maddeyi hareket ettirmesini zorlaştırıyor.


Bununla birlikte, antimadde motorlu uzay gemilerinianlatan yazıda açıkladığımız gibi fotonların momentumu var ve fizikteki enerjinin korunumu yasası gereği foton momentumunun yüzde 50’sini nesnelere aktararak onları itmek mümkün. Yine de bu teknik cisimleri kayda değer bir güçte itmek için güçlü lazer ışınları kullanmayı gerektiriyor. Bu sebeple de pratik değil.
Öte yandan, ister Uzay Yolu’nda Atılgan’ın yaptığı gibi bir uzay gemisini çekmek için olsun ister Atılgan’ın ana yansıtıcı anteninin yaptığı gibi geminin yolunun üzerindeki uzay tozunu dağıtmak için olsun, çekici ışınlar son derece hassas ve kullanışlı olmak zorunda. Bunun temel şartı da nesneleri ihtiyaca göre çeken veya iten iki yönlü çekici ışın geliştirmek.


Dünyanın ilk gerçek güç alanı
Avustralyalı bilim adamlarının geliştirdiği oyuk lazer ışınlarının menzili sadece 20 cm, yani bu sistem sadece 20 cm’ye kadar olan nesneleri hareket ettirebiliyor. Bu ilk bakışta önemsiz gelebilir, ama Yıldız Savaşları filmindeki İmparatorluk sınıfı yıldız destroyerlerinin hangarlarında olduğu gibi bir yandan solunabilir atmosferi içeride tutmak ve diğer yandan da Lambda sınıfı mekiklerin gemiye girip çıkmasına izin vermek için 20 cm’lik menzil fazlasıyla yeterli.
Aslında burada bir tür güç alanı oluşturmaktan söz ediyoruz. Çekici ışın yakın gelecekte basınçlı odalardaki atmosferi demir kapılar olmadan içeride tutmakta kullanılacak ve her ne kadar bilimkurgudan örnek vermiş olsak da bu sistemin günlük hayatta pratik uygulamaları var. Bunlardan biri de…


…Hava kirliliğini önlemek
İstanbul gibi Boğaz’la birlikte üç yanı denizlerle çevrili olan rutubetli bir şehrin yaz aylarındaki bayıltıcı sıcağını ve kış aylarında insanın iliklerine işleyen ıslak sisli soğuğunu düşünün. Günümüzde büyükşehirler astım hastaları gibi solunum güçlüğü çeken insanlara sorun çıkarıyor.
Smog olarak adlandırılan ve rutubetli havalarda ufukta ince bir kirli sarı çizgi halinde görülen 400 metre yüksekliğindeki kirli hava tabakası insan sağlığını bozuyor. Bu tabakayı baca dumanı, egzoz gazları ve caddelerin tozu gibi birçok faktör oluşturuyor.


houston-dome-constŞimdi şehirlerin üzerini düşük güçlü LED veya grafen lambalarla üretilen lazer ışınlarının (çekici ışınların) oluşturduğu bir güç alanıyla kapattığımızı hayal edin. Bu tür bir güç kubbesi toz tabakasını şehirlerin dışına itebilir ve dışarıdaki temiz havayı içeri çekebilir. Bu güç alanı şehirleri havalandıran dev bir klima olarak çalışabilir.
İşte bu yüzden havadaki toz parçacıklarını, molekül ve partikülleri 20 cm’ye kadar iten veya çeken çekici ışınlar geliştirmek önemli. Günümüzde Uzay Yolu’nda olduğu gibi “karşı çekim alanları” oluşturarak ya da graviton akımları yaratarak dev uzay gemilerini itemeyiz, ama atmosferi nefes alarak temizleyen düşük güçlü “enerji alanları” oluşturabiliriz.


Nasıl mümkün oluyor?
ANU Fizik ve Mühendislik Araştırmaları Fakültesi’nden Profesör Wieslaw Krolikowski, boru şekilli lazer ışınlarının havadaki toz taneciklerinin yalnızca kenarlarını aydınlattığını ve dolayısıyla sadece kenarlarını ısıttığını söylüyor.
Bu da toz taneciğinin merkezi ile çevresi arasında sıcaklık farkına yol açıyor. Sıcaklık farkı toz taneciklerinin etrafında mikro türbülanslara yol açıyor ve mini hava akımları toz bulutunu iten küçük rüzgarlar oluşturuyor. Lazer polarizasyonunu ayarlayarak tozları itmek yerine çekmek de mümkün.


ANU 20 cm menzilli çekici ışınla bu sistemin menzilini 100 kat arttırarak dünya rekoru kırdı, fakat kullanışlı bir güç alanı oluşturmak için 20 cm uzaklığa ulaşmaya gerek yok. Atmosferi cam kubbe gibi sarmak için sadece birkaç milimetre kalınlığındaki ince bir güç alanı yeterli; çünkü burada toz taneciklerini ve hava moleküllerini hareket ettirmekten söz ediyoruz.
Gerçi Dr. Vladlen Shvedov çekici ışının birkaç metreye kadar etkili olduğunu söylüyor: “Ancak, laboratuar o kadar büyük olmadığı için kendimizi deney masasıyla sınırlamak zorunda kaldık.” Bilim adamları ışığın polarizasyonu ile oynayarak yıldız ya da halka şekilli lazer ışınları yaratıyor ve çekici ışını nesneleri itmek veya kendine çekmekte kullanıyor. Bu tür sistemler, çekici ve itici güç alanları oluşturarak Dünya yörüngesinde kazaya davet çıkaran uzay çöplüğünü temizlemekte de kullanılabilir.
Bundan sonraki adım çekici ışınlar için düşük enerji tüketen yeni lazer ışınları geliştirmek olacak. Yüksek verimlilikli grafen lambalar bunu gerçekleştirebilir ama düşük güçlü lazerleri de başka bir yazıda anlatalım. (khosann.com)


22 Ekim 2014 Çarşamba

Satürn'ün uydusu Mimas'ta okyanus mu var?

Uzayda hayat var mı?, Satürn, Satürn'ün uyduları, Su bulunan gezegenler, Cassini uzay aracı,


NASA'dan yapılan açıklamaya göre Satürn'ün uydularından Mimas, yüzeyinin altında dev bir okyanus barındırıyor olabilir.


NASA'nın Cassini görevinde, Mimas'ın Satürn'ün etrafında yörüngede seyrederken sallandığını belirleyen bilim adamları, uydunun ya futbol topuna benzer donmuş bir çekirdeği olduğunu ya da yüzeyinin altında dev bir okyanus olabileceğini belirtiyor.

Şu ana kadar 47 doğal uydusu olduğu bilinen Satürn'ün uydularıyla ilgili araştırmalar NASA'nın uzay aracı Cassini tarafından gerçekleştiriliyor.

396 kilometrelik çapıyla günes sisteminin 20. büyük uydusu olarak bilinen Mimas'ın yüzeyinin altında dev bir okyanus olabileceği ihtimali uzayda yaşam arayışları açısından büyük önem taşıyor.