Top Social

Featured Posts Slider

.

Image Slider

26 Ekim 2016 Çarşamba

Rus gök bilimcilerin yakaladığı sinyal uzaylılardan mı geldi?

Uzayda hayat var mı?, Rusya uzay araştırmaları, Gizemli sinyaller, Uzaydan toplanan radyo sinyalleri, SETI Enstitüsü, allen teleskop dizisi, uzaylılar, NASA neden gizliyor, wow sinyali,

Dünya’ya 94 ışık yılı uzaklıkta bulunan bir yıldızın yakınlarından gelen ‘güçlü bir sinyal’i, Rusya’da dünya dışı yaşam için tarama yapan bir radyo teleskobunun yakalaması, tartışmalara sebep oldu.

Dünya’ya 94 ışık yılı uzaklıktaki HD 164595 yıldızının yakınlarından gelen güçlü bir sinyali, Rusya’nın Zelenchukskaya adlı radyo teleskobunun yakalamasının yankıları sürüyor.

NASA’ya ait Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması (SETI) Enstitüsü, sinyalin geldiği yönü incelemeye aldı. Söz konusu bölge, Allen Teleskop Dizisi tarafından tarandı. Ancak SETI, 2015 yılında yakalandığı söylenen söz konusu sinyali tespit edemedi. Bu kapsamda 20 bin yıldızda yapay radyo sinyallerinin inceleneceği bildirildi. Bazı gök bilimciler sinyalin uzaydaki ileri bir uygarlık tarafından bilinçli olarak gönderildiğini ileri sürdü. Rusya'daki saygın gök bilimcilerin pek çoğu, daha önce de uzaylılardan sinyal aldıklarını, NASA'nın dünya insanlığından uzaylı gerçeğini gizlediğini ve 20 sene içinde bu gerçeği dünya insanlığına ispat edeceklerini açıklamışlardı. Rus gök bilimcilerin bu çıkışları, dünya insanlığını uzay ve uzaylılar konusunda şeffafça bilgilendirmek istemeleri, bu hususta zaten zor durumda olan NASA'yı iyice zor duruma düşürmüştü ve NASA da 'Uzayda hayat olduğunu 20 yıl içinde kanıtlayacağız' şeklinde bir açıklama yapmıştı. Peşi sıra da 50 yıldır Mars'ta robotları olmasına rağmen bulamadığı metan gazını, yaşamak için yeterli orada radyasyonu, atmosferi ve sıvı suyu bile birden buluvermiş(!) ve dünya insanlığına açıklamıştı.

SETI Enstitüsü’nden Seth Shostak “Sinyal elbette dünya dışı bir uygarlıktan da geliyor olabilir fakat teyit etmediğimiz müddetçe sadece ‘ilginç’ bir sinyal olarak kalacak” dedi.

Uzaydan gelen ama tekrar etmediği için bir esrar olarak kalan sinyallerden en ünlüsü 1977’de ABD’de kaydedilmişti. Sagittarius takımyıldızından gelen 72 saniyelik 'Wow Sinyali' olarak bilinen sinyalin aletlerdeki bir bozukluktan mı kaynaklandığı, yoksa dünya dışı bir uygarlıktan mı geldiği asla kanıtlanamadı. Ya da kanıtlandı ama Rus gök bilimcilerin iddia ettiği gibi NASA bu gerçeği de gizledi. 




DİKKAT! Bizi, Facebook ve benzeri sansürcü Amerikan/Siyonist sosyal ağlarından sağlıklı şekilde takip etmeniz mümkün değil. Telegram yazılımı kurarak, oradaki SpaceExplorer.TV grubumuza takipçi olmanız, en doğru davranış olur. Telegram'daki SpaceExplorer.TV kanalının adresi: www.t.me/SpaceExplorerTV

(Bu yayın 26/10/2016'da paylaşılmıştır.)

'Süper insan çipi' hastalar üzerinde test edildi

'Süper insan çipi' hastalar üzerinde test edildi




Beyindeki elektronik sinyalleri taklit eden çipler sayesinde süper zekalı insanlar elde edilmesi amaçlanıyor. 20 yıldır geliştirilen çip, epilepsi hastalarında test edilmeye başlandı bile...

İnsanın hafızasını güçlendiren bir çip üzerine yapılan çalışmalar sayesinde kısa bir süre sonra, insanların unutmak gibi bir sorunu kalmayacak. ABD'de bulunan Güney California Üniversitesi'nden biyotıp mühendisi Dr.Theodore Berger'in 20 yıllık çabası sayesinde tasarladığı çip, beyindeki elektronik sinyalleri taklit ediyor.

Bir nevi protez

Çipin mantığı da, kısa dönemli anıları uzun süreli anılara çevirirek hafızayı arttırma prensibine odaklanıyor.

Fareler ve maymunlar üzerinde yapılan deneylerde hafızayı uzattığını kanıtlayan çip, ileride hafızasını ilerletmek isteyen kişilerin de ulaşabileceği ticari bir ürün olacak. Dr. Berger, insan üzerinde çalışmaların başladığını ifade ederken, amaçlarının ürünün ticarileştirilmesi olduğunu vurguladı. Dr. Berger, bu konuda ilk adımı 800 milyon dolardan (2.45 milyar TL) fazla serveti olduğu düşünülen girişimci Bryan Johnson ile güçlerini birleştirerek attı. İnsana nakledilecek prototip için 100 milyon dolar (307 milyon TL) bütçesi bulunan Berger, 'süper insan çipini' epilepsi hastaları ile test etmeye başlamış durumda.

İngiliz New Scientist dergisine konuşan Johnson ise, fikrin hafıza kaybı durumunda beyin çıkıntısına protez yaparak hafızayı yenilemek olduğunu ifade ederek "İlk süper-insanlar zayıflıkları ile başlayanlardır" dedi.


DİKKAT! Bizi, Facebook ve benzeri sansürcü Amerikan/Siyonist sosyal ağlarından sağlıklı şekilde takip etmeniz mümkün değil. Telegram yazılımı kurarak, oradaki SpaceExplorer.TV grubumuza takipçi olmanız, en doğru davranış olur. Telegram'daki SpaceExplorer.TV kanalının adresi: www.t.me/SpaceExplorerTV

(Bu yayın 26/10/2016'te paylaşılmıştır.)

4 Eylül 2016 Pazar

Bu da kaza değil, UFO saldırısı; SpaceX roketini de UFO'lar imha etmiş. [video]

SpaceX, Gerçek UFO görüntüleri, UFO saldırıları, Siyonistler, NASA neden gizliyor, Nükleer silahlar, NASA astronotlarının itirafları, Mehmet Fahri Sertkaya, Videolar,


ABD'nin Florida eyaletinde, SpaceX Falcon 9 isimli rokette henüz belirlenemeyen bir nedenle patlama meydana geldiği açıklanmıştı. Olay anının kamera görüntüleri incelendiğinde ise, o anda oradan çok çok sür'atli bir UFO'nun geçtiği ve bir şekilde roketi imha ettiği açıkça görülüyor.





Bu görüntü, UFO'ların Amerikan uzay araçlarını imha ettiğini gösteren ilk görüntü değil... Anlaşılan o ki son görüntü de olmayacak. Daha önce de UFO'lar atmosfer içinde olsun, atmosfer dışında olsun Amerika'nın pek çok uzay aracını imha etmişlerdi ve bunlar da kameralara yansımıştı, dünya genelinde çokça da tartışılmıştı.

Tartışmalar neticesinde, UFO'larla gelen uzaylı insanların, dünyamızdaki çok az meseleye/olaya müdahale ettikleri, güçleri fazlası ile yeteceği halde bir işgali düşünmedikleri ve dünya insanlığına zarar vermek niyetinde olmadıkları, bazı dünya devletlerinin dünya insanlığının zararına olacak gizli teknolojilerini uygulama sahasına geçirmelerine izin vermedikleri, 1945'den bu güne kadar savaşlarda nükleer silahların kullanımına izin vermedikleri gerçekleri ile yüzleşilmişti. SpaceExplorer.TV sitemizde de, dürüst karakterli her insanın kabule mecbur kaldığı bu görüşün onlarca farklı ve somut ispatı mevcut ki bu görüşü destekleyip ispat edenler arasında Amerikan ve İngiliz ordusundan yüksek rütbe ile emekli olan saygın yüzlerce isim ve hatta NASA'dan emekli olan ya da halen NASA çalışanı olan bilim adamları ile astronotlar da var.

Anlaşılan o ki, bu kadar asilce ve yüksek bir ahlak ve fazilet derecesinde hareket eden bu başka dünyanın insanları, Siyonizmi ve Siyonizmin kontrolündeki ABD'yi, NASA'yı, SpaceX'i ve benzerlerini kendilerine dost görmüyorlar. Zaten asgari insani hassasiyetler ve ahlak kriterleri de bunun böyle olmasını, dünya insanlığını kendilerine düşman gören Siyonistlerin dost bellenmemesini gerektiriyor. Bunların bazı gizli kapaklı işlerine ya da dünya insanlığına da zarar verecek projelerine başka dünyaların insanları izin vermiyorlar. Buna rağmen bile, Siyonizmin hesaplarını bozarken bile çok çok mecbur kalmadıkça insan öldürmemeleri de çokça dikkat çekiyor. 


UFO'ların bu defa, henüz yerde iken imha ettikleri SpaceX roketinin fırlatılma testleri sırasında yaşandığı iddia edilen bu saldırı ile (ki gerçekten fırlatılma testi sırasında yaşanıp yaşanmadığı da tartışmalı), Facebook'un ilk uydusu olduğu ve gelişmekte olan ülkelere ucuz internet sağlayacağı söylenilen uydu zarar gördü. 200 milyon $ değerinde olduğu bildirilen, İsrailli firma Spacecom tarafından üretilen AMOS-6 isimli uydu, Facebook'un internet.org programının yani gelişmekte olan ülkelere ucuz internet erişimi sağlama projesinin bir parçasıydı. Uydu imha edilmeseydi yörüngesine cumartesi günü fırlatılacaktı.











İlk İsrailli astronotun da ekibi içinde bulunduğu Kolombiya (Columbia) uzay mekiğinin, teknik bir arıza nedeni ile atmosfere girişi sırasında parçalandığı iddia edilmiş, mekiğin dünyaya düşen en ufak bir parçasına bile dokunulmaması yönünde çok abartılı bir gayret sergilenmişti. 


Üstelik mekiğin atmosfere girdiği andan sonra düşüşü sırasında çok kaliteli video kaydı yapılmış, bu kayıtta mekiğe metalik bir cismin (ki çok büyük ihtimalle Amerikan ordusuna ait bir füzeydi.) uzaktan hızla yaklaşıp çarparak parçalara ayırdığı da görülmüştü. 

Olayın hemen ardından Türkiye televizyonları da canlı yayınla bu kaza(!)yı izleyicilerine aktarırken telefonla bağlandıkları uzmanlar bile, söz konusu bu video kaydına bakarak, sıcağı sıcağına yaptıkları yorumlarda bile, uzay mekiği düşerken yaklaşan ve çarparak mekiği parçalayan metalik cisme dair yorumlar yapmak zorunda kalmışlardı. Daha sonra hadisenin üzeri örtüldü. Nedendir bilinmez, İçimizdeki İsrail'in sözde Türk kanallarında bu tartışmalara bir daha denk gelen olmadı. 

Öyle görünüyor ki Kolombiya uzay mekiği dünya dışı bir teknoloji ile daha uzayda iken delik deşik edildi. Gizli teknolojileri ile uzaydan canlıların beyinlerini kontrol edebilen, yapay sellere, fırtınalara hatta depremlere bile sebep olup (17 Ağustos da bir NASA katliamıydı.) toplamda on milyonlarca cana kıymış olan askeri kurum NASA'nın bu ekibi, ağababaları İsrail'den ilk astronotun da içinde  bulunduğu bu ekibi, uzaylı insanlar tarafından vurularak imha edildi ve NASA detaylar meydana çıkmasın diye atmosfere girdikten sonra UFO'yu bir de kendi vurarak paramparça etti. 

Herkes daha ilk dakikalarda tuhaf bir şeylerin olduğunu ve bazı gerçeklerin gizlendiğini anlamıştı. İşte bir süre sonra NASA'dan sızan bu görüntüler gerçeği gözler önüne seriyor. Columbia uzay mekiği daha atmosfere girmeden UFOlar tarafından vurularak parçalanmış.


Pekiyi kim bu uzaylılar? Siyonistlerin Hollywood'u neden dünya insanlığının beynini bu kadar emekle, zahmetle, masrafla bu kadar film üzerinden yıkadı ve uzaylıları mutlak düşman olarak tanıttı, kabullendirdi? 

Neden UFO'lar ile gelenler bu kadar yüksek ahlaklı, neden bu kadar insancıl, adil ve iyi niyetliler? NASA bir başka gezegenin insanlarına bu nispette bir teknolojik üstünlük kursaydı, oraya gidince bu UFO'larla gelenlerin bize yaptıkları gibi mi hareket ederdi? Onlara aynı karşılığı mı verirdi? Ya bir kaç saatte dünyayı yerle bir edebilecek güce sahip bu dünya dışı başka bir medeniyetin insanları, neden bu kadar emekle, bu kadar zahmetle bir de kendilerini gizliyorlar? Hem de bir asırdan fazla bir süredir? Ezberinizi bozmaya hazırsanız, BURAYA tıklayın ve bu sorularla birlikte, NASA'nın da onlarca senedir uzaylıları neden gizlediği sorusunun da en mantıklı cevabını alın!


Şurası da var ki gözle görülür fiziki hiçbir temas olmadan bir uzay roketini nasıl patlatabilirler? Bu, onlar için mesele bile değil... Bu teknolojiyi bizim gezegenimizde yarım asırdan daha fazla bir süredir kullanıyorlar. Buraya tıklayın!




#mfs hesapları: twitter | facebook | google+ | web

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Efsane mi, gerçek mi? | Geçmişte dev insanlar yaşadı mı? Sosyal medyada fotoğrafları dolaşan dev insan iskeletleri gerçek mi?

avc bin unuk, nuh aleyhisselam, nuh tufanı, nuh'un gemisi, Geçmiş teknoloji devirleri, Adem aleyhisselamdan öncesi, Mehmet Fahri Sertkaya,



Hud suresinin 44. ayetinin tefsirinde şu haber nakledilir:



Rivayete göre, Avc bin Unuk isimli devden başka, gemiye binemeyen herkes Nuh tufanında boğuldu. Bu dev, çok uzundu. Tufanda su ancak beline ulaşabildi.



Bundan dolayı tufanda bu dev ölmedi. Boğulmamasının bir sebebi de şudur ki, Nuh peygambere (a.s.) gemi yapımı için Hint ardıcı ağacının kerestesini Şam’dan bu dev getirmişti. Gemi yapımında Hz. Nuh’a yardımcı olduğu için Allah onu kurtardı . (1)


 

Masallara konu olacak çapta tarif ve tasvir edilen Avc bin Unuk’la ilgili haberler İsrailiyattan olduğu gibi Kur’an'ın nassına da aykırıdır. Nuh(as)’un oğlu ölür de, Avc b. Unuk nasıl ölmez. Üstelik Nuh(as): “Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcıyı bırakma”(2) diye dua etmiş, bunun üzerine Cenab-ı Allah da: “Hepsini helak ettik” buyurmuştur (3).

Bazı muteber alimlerin, müfessirlerin (tefsir alimlerinin) de, bazı ince meselelerde aldanmış ve isabet edememiş olması mümkündür. Böyle haller, onların itibarına gölge düşürmez. Bu dünyada peygamberler dahi hatadan korunmuş değildir. Günahtan korunmuştur. Günah derecesinde olmayan hatalar ki bunların genel adı zelledir, ismet (masumiyet) sıfatına sahip peygamberlerde bile görülmüştür.

Nuh aleyhisselamın hayatına dair anlatılan ve ne yazık ki yer yer muteber kaynaklara da geçmiş bazı bilgiler, gerçek değildir. Yıllardır yazılarımı takip edenler bilirler ki, sadece Nuh tufanı ve devler konusu değil, pek çok mühim meselede, pek çok muteber esere, gerçek dışı bilgiler karışmıştır.

Böyle bir dev yaşamamıştır. Bu devin kendisi de, geçmişi/ailesi/soyu/kavmi de yoktur. Neslinin devamı, eşi, çocukları, torunları da yoktur. Allah teala dilerse elbette bir anne ve baba olmadan da bir dev insan yaratabilir. Lakin bu sünnetullaha yani Allah tealanın adetine aykırıdır. İsa aleyhisselamı bile babasız olarak, sadece bir anneyi vesile ederek ve o anne hiçbir erkek ile yakınlaşmadığı halde yaratmıştır ama Adem babamız ile Havva validemiz dışında, insan türünden hiç kimseyi annesiz ve babasız yaratmamıştır. Böyle yaratmayı murat etmemiştir.

 

Eskiden beri muteber alimler bile, Adem'den önce başka ademler yaratıldığını, onların kıyametlerinin kopup devirlerinin bittiğini, bizden önceki Adem neslinin kıyametinin kopmasından bize kadar geçen sürede dünyamızda cinlerin yaşadığını, bunlara cin oğulları ya da can oğulları denildiğini, bizim Ademimizin ise altıncı Adem olduğunu ya da alimlerden bazıları da bizden önce altı kere kıyamet koptuğunu ve bizlerin yedinci olduğunu anlattılar. Bu hususta çok derin ilmi münazaralar da her dönemde hep oldu. Günümüzde de oluyor.


Ama günümüzde bu tartışmalara çok daha ciddi yaklaşıp, çok daha net değerlendirmeler yapmak mümkün oluyor. Çünkü günümüz bilimi, daha önceki ademlerin dönemine ait izler, bilgiler bile buldu. Evet, evet... İlk defa duyanların epeyi şaşıracağı bir iddia olabilir ama bu gibi bulgular bulundu.


Bizim Ademimizden bu yana geçen süre çok çok abartılsa bile 40-50 bin yıl olmalıdır. Hadi uçuk bir abartı yapalım da beş yüz bin yıl diyelim. Ama 150 milyon yıllık insan parmağı, eli, ayak izi bulundu ve fiziki özellikler aynı bizim gibi...



Bunları uzun yıllardır kaynakları ile sayfa, site ve bloglarımda paylaştım ki, 500 milyon yıl önce özenle ve yüksek teknoloji ile üretilmiş el aletleri bulundu. Hatta milyarlaca yıl önce nanoteknoloji ile üretilmiş enteresan ve halen günümüz bilim ve teknolojisi ile bile sırrını çözemediğimiz şeyler bulundu da, bunların hepsi kesinleşti ve bilim dünyası hayretler içine düştü de, geçmişte hatta daha önceki ademler döneminde bile, dev insanlar yaşadığına dair herhangi bir bulgu, iz, işaret bulunamadı.



Düşünün, 66 milyon yıl önce soyları tükenen dinozorlardan kaç tanesinin kalıntıları bulundu, halen yenileri de bulunuyor ve dinozorlar hakkında ciddi bilgi elde edildi de, yaşadıkları iddia edilen bir tek dev insanın bile izine rastlanamaz mı? Üstelik bulunan bunca mağara, elle çizilmiş resimler, taşlara işlenmiş bilgiler, tapınaklar, toplu mezarlar, şehir kalıntıları hatta deniz canlılarının kalıntıları ve daha neler neler var da, hiçbir bulguda dev insanlara dair bir bilgi kırıntısı yok. Efsaneler hariç...


Pekiyi de bu devler yaşadı ise, hiç mi yatmadılar, yemediler, uyumadılar, giyinmediler, su içmediler? Hiç mi eşyaları olmadı? Oldu da bu kadar şey bulunuyor da, neden hiç kimse bu derece dev insanların eşyalarından bir tane bile bulamadı? Dünyanın içindeki, yerin çok çok altındaki suların bile, bu suların miktarının ne kadar olduğunun bile bilimsel çalışmaları yapıldı da, yer yüzünde kaç tane büyük yer altı mağarası varsa uzaydan özel ışınlar ile çekilip tespit edildi de, neler neler başarıldı da, bir tane, sadece bir tane dev insan fosili, ya da sadece eli, kolu, ayağı, kafatası bulunamaz mı?

Daha önce uzun uzun yazmıştım, tekrara ihtiyaç yok. Geçmişte dev insanlar yaşamadı. Sosyal medyada dolaşan binlerce resmin hepsi fotomontaj. Bu montajları ilk önce, foto montaj yarışmasına katılan birkaç genç, hiçbir art niyet olmadan yaptı. Bunların tek hedefi kabiliyetlerini göstermekti. Yarışmayı kazanmaktı. Bu kişilerin kimlikleri de gizli değil. Daha sonra bazı televizyon kanallarına çıkarak ya da bazılarına yazılı bilgi sunumu yaparak, vaziyeti izah ettiler, insanların aldanmasına ve kendilerinin de bir tehlike altında kalmasına mani olmak istediler. Türkiye'de bile bir televizyon kanalı, bu gerçeği bütün yönleri ile ele alıp, ispatları ile anlattı.

Lakin bu montaj fotoğrafların çokça ilgi görmesinin ve tartışılmasının ardından, bazı art niyetli foto montajcılar bu fikri, normal iskeletler ile normal insanların boyutlarını değiştirerek montajlama fikrini, içlerindeki alaycı ve nefsani yönü yansıtmanın bir aracına dönüştürdüler. Çirkin niyetlerle, zevk alarak çok yüksek sayıda benzeri montaj fotolar ürettiler/üretiyorlar. Dünya üzerinde milyonlarca foto montaj bilgisine sahip insan var. Bu resimlerin hepsi her yerde dolanıyor da, bir tekinin altında bile "Şurada bulundu, şu buldu, şu kurum olaya müdahale etti, karbon testi yapıldı, şu kadar bin yaşında, şimdi bu iskelet şurada v.s." diye bir ifade yok.

 

Bazıları ise çok basit yapılmış montajlar. Montaj olduklarını anlamak için bu sahada uzman olmaya bile gerek yok. Dikkatle bakınca tutarsızlıklar görülebiliyor ve montaj oldukları meydana çıkıyor. Bir bakıyorsunuz, fotoğraftaki şahsın elinde kürek var ama sadece sapı var. Kürek kısmı yok. Bir bakıyorsunuz fotoğraftaki kişi kafa tasına çekiçle müdahale ediyor. Üzerine basıyor. Oysa öyle bir bulgu, gerçekten bulunmuş olsa, orada, bulgunun o kadar yakınında, sadece çok özel eğitim almış arkeologları, ellerinde çok hassas ve küçük aletler ile görebilirsiniz.

İnanmayın, aldanmayın, geçmişte dev insanlar yaşamadı. Nuh aleyhisselamın gemisi tahtadan da değildi. O zamanda, şu zamanda olduğundan bile çok ama çok ileri bilim ve teknoloji vardı. Yuşa aleyhisselam da dev değildi. O uzun mezarı da gerçek değil. Bütün bunların dini ve bilimsel ispatları  www.SpaceExplorer.TV 'de... Sitemizi bir bütün olarak incelediğinizde, meseleleri çok daha iyi kavrayabileceksiniz. 


1. Hazin Tefsiri, II, 334.
2. Nuh Suresi, 59.
3. Enbiya Suresi, 77.




Dikkatle bakın!
Sağ üst kısımdaki adamın elindeki küreğin, tam da kafatasına yakın olan kısmını görebiliyor musunuz? 


Ve küreğini o şekilde tutacağı yer mi orası?

Nerede o şekilde kürekle tutulup atılan kumlar/topraklar? Böyle bir görüntü gerçek olsa, orada elinde kürek ameleler değil, elinde küçücük fırça ve aletler ile arkeologlar olur.

Aslında bu bir furya... Önce bir kişi, Photoshop yarışmasında ilgi çekici bir konu bulup birinci olmak için yaptı bunu. Sonra da itiraf etti ve "Benim bir art niyetim yoktu. Kimseyi kandırmayı düşünmedim." dedi. Ama sonra bu bir çığır haline geldi. Biraz montaj yapabilen grafikerler, yüzlerce binlerce montaj fotolar hazırladılar. Şimdi bunlar her yerde gerçek zan edilerek paylaşılıyor. 

Geçmişte yaşayan ümmetlerin insanları da bizler gibiydiler. Dünyamızda hiçbir zaman dev insanlar yaşamadı. 



Hemen aşağıdaki bağlantıya tıklayınız!





Üç bin yıllık uzay mekiği heykeli Van'da bulundu. Her şeyi ile günümüz teknolojisi gibi...

Geçmiş teknoloji devirleri, Süleyman aleyhisselam, Arkeoloji, uzay mekikleri, Antik uzaylılar, Göbeklitepe, Dünya tarihi yeniden yazılmalı,


1975 yılında Van dolaylarında yapılan arkeolojik kazılar sırasında, hiç tartışma götürmeyecek bir şekilde mükemmel bir atmosfer içi ve dışı uçuş aracının modeli olan bir heykelcik ortaya çıkarılmıştı. Bariz bir aerodinamik formu olan bu modelde günümüz atmosfer içi ve uzay araçlarında rastlanan şu parçalar yer almaktadır:




- Burun konisi,

- Kokpit,

- Roket kompartımanı, dikey kuyruk,

- Çoklu roket lüleleri.


Kokpitte günümüzde uzay yolcularının kullandıkları türden körüklü bir anti-G elbisesi ve botlar giymiş bir pilot ya da kozmonot oturmaktadır. İki eliyle birden bazı kontrol levyelerini idare ediyormuş gibi bir görünümü olan pilotun oturma şekli çok ilginçtir: bacaklarını yukarıya çekerek karnına doğru bastırmıştır. Bu günkü uygulamalardan biliyoruz ki, pilotlar, karın kaslarını iyice sıkıştırır karınlarını bastıracak şekilde öne doğru eğilirlerse merkez kaç ivmesinin oluşturacağı geçici bayılmaları önleyebilirler.

Böylece, modeldeki pilotun hem oturuş şekli hem de giysisi; kanının, alt karın bölgesiyle bacaklarda toplanmasını önleyerek kalbe doğru basıp, maruz kalacağı yüksek ivme ve ters ivmelerin bünyesi üzerinde oluşturacağı tesirleri önlemeye yöneliktir. Şüphesiz ki bütün bu detaylar, 3 bin yıl önce hayal dünyasından heykeller yapan bir heykeltıraşın bilip de dikkatle eserine yansıtabileceği şeyler değildir. Buradan hadiseye bakınca, ancak böyle yorumlayabiliyoruz ama ya bildiğimiz tarih gerçek değilse ve yaklaşık 3 bin sene önce dünyamız üzerinde şimdikinden bile çok daha ileri bilim ve teknoloji çağı yaşanmışsa? Ya o zamanda bu heykeli yapan sanatçı, gerçekte imal edilmiş ve çok sık olarak gördüğü bir uzay mekiğinin heykelini yapmışsa?

Araçta kullanılan roket tahrik sisteminin, günümüzde kullanılan türden herhangi bir yakıtı taşıyamayacak kadar sınırlı bir hacim içinde yer aldığı aşikârdır. Dolayısıyla, bunun, vimana denilen kadim uçan araçları sevk etmede kullanılan cıva esaslı bir tahrik sistemi olması çok muhtemeldir.

Bu sistemin egzoz çıkışını sağlayan lülelerin birden fazla olması da gerçekten ilginçtir: günümüze ilk kez, insan taşıyan uzay kapsüllerini yörüngeye oturtmak için geliştirilen devasa roketlerde kullanılan çoklu lüle sistemine böyle kadim bir uçan araç modelinde rastlanması, roket uzmanlarının ilgisini çekecek bir husus olsa gerek!



Bu gizem dolu heykelciğin kökenini ve esrarını araştırmamız gerekmektedir. Arkeoloji bize bu uzay aracının bir Urartu eseri olduğunu söylemektedir. Mevcudiyeti arkeolojik keşifler öncesinde bazı Asur metinlerinden öğrenilmiş olan Urartu Krallığının milattan önce 9 yy.da kuzeydoğu Anadolu’da geliştiğini görüyoruz.

Milattan önce 8.yy.da sınırlarını genişletmişler ve kuzeyde Kafkasların ötesine, doğuda Urmiya gölüne, batıda da Fırat a kadar ulaşmışlardı. Başkentleri Van’ın güneydoğusunda yer alan ve söz konusu kazıların yapıldığı toprak kale ya da Tuşpaydı. Toprak kale kayalardan oluşmuş doğal bir muhkem mevki üzerinde kurulmuştu. Şehre kayalara oyulan bir geçitten geçilerek giriliyordu.

Urartu krallığının yer aldığı dağlık bölgeye Urartu adını, Urartuların güney sınırındaki güçlü komşuları olan Asurlular vermişlerdi. Bu ad, daha sonra, İbranicede Ararat şeklini almış ve batılıların Ağrı dağı için kullandıkları Ararat adı buradan gelmiştir. Ne var ki Ağrı dağı Urartu sınırları içinde kalan gizemli mahiyetteki tek dağ değildi.


Şu yayınımız da konu ile alakalıdır ve ilginizi çekecektir. Üzerine tıklayın!

Antik uzaylılar, Daha önceki teknoloji çağları, Geçmiş teknoloji devirleri, Göbeklitepe, Hattuşaş, Türkiye, Videolar, Youtube videoları,
26 Ağustos 2016 Cuma

İki milyar yıl önce dünyamızda nükleer santraller vardı | Geçmişte çok defa yüksek bilim ve teknoloji çağları yaşandı | SpaceExplorer.TV

Adem aleyhisselamdan öncesi, Arkeoloji, gabon, Geçmiş teknoloji devirleri, Kıyamet, nükleer reaktör, Nükleer silahlar, oklo fenomeni,



Afrika’daki Gabon Cumhuriyeti, zengin uranyum yataklarına sahiptir. 1972 yılında Fransa’daki bir fabrika Gabon’dan uranyum ithal etti. Fabrika ithal ettiği uranyumu incelediğinde büyük bir sürprizle karşılaştı, çünkü uranyum çoktan rafine edilmiş ve kullanılmıştı.



Doğal uranyum izotopu U-235, nükleer yakıtta bulunan yüzde 0,7202 bölünebilir bir malzemeye sahiptir. Fakat Afrika’dan ithal edilen uranyumdaki izotop yüzdesi 0,7171 idi, yani bu uranyumun daha önceden kullanılmış olduğu anlamına geliyordu.



Modern bilim çevrelerinden büyük ilgi


Şekil 1: Oklo Uranyum Cevher Yatağı
Zamanında dünyanın dört bir yanından gelen bilim adamları bu fenomeni keşfetmek için Gabon’da toplandı. Onlar bir takım araştırmalar yaptıktan sonra bu uranyumun bulunduğu yerde, bu günkü modern bilimin bilgisini aşan ve çok gelişmiş bir nükleer reaktörün bulunduğunu keşfettiler. Bu reaktör 1,8 milyar yıl önce inşa edilmiş ve 500.000 yıl çalıştırmıştı.


Bu uranyum madenini iyice araştırıldıktan sonra, uluslararası nükleer konferansta sonuçları yayınlanmış ve paylaşılmıştır. Paylaşılan bu araştırma sonuçlarında en ilginç olanı ise, bu uranyumun parçalanmış olduğu ve uranyumun bulunduğu bölgede radyoaktif atıkların tespit edildiği bilgisidir.

Devasa büyüklükte bir reaktör 

Bu devasa nükleer reaktör ile bugünkü mevcut çağımızın reaktörleri kıyaslanamaz. Yapılan araştırmalara göre, bu nükleer reaktör, birkaç mil uzunluğunda idi. Fakat buna rağmen bu devasa reaktörün termik etkisi, sadece 40 metrelik dar bir çevreyi kapsıyordu.

Bu gerçekler ile karşı karşıya kalan bilim adamlarından bazıları, bu nükleer reaktörün insan yapımı olamayacak kadar kusursuz olduğunu ve ancak doğal bir reaksiyon sonucu meydana gelen doğal bir reaktörden söz edilebileceğini iddia ederek, insanlık tarihine ve fizik bilimine bakışımızı tepetaklak edecek bu konuyu kısa sürede kapatmak istediler. 

Gerekli olan saf su nereden geliyor?


Şekil 2: 15 reaktörün yerlerini gösteren harita

Dr. Glenn T. Seaborg, Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Komisyonu eski başkanı ve ağır elementlerin sentezi üzerine yaptığı çalışmalarından dolayı Nobel Ödülü almış bir bilim adamıdır. Doğal bir reaksiyon için gerekli bazı şartların eksiksiz bir şekilde bir araya gelmesi gerektiğine işaret eden Dr. Glenn, örneğin nükleer reaksiyon için suyun son derece saf olması ve sadece yüzde bir milyon gibi en ufak bir kirlilikteki bir suyun, bu reaksiyonun 'zehirlenmesine' ve durmasına sebep olacağını ve doğada böyle bir saflığa sahip bir suyun bulunmadığını söyledi.

Doğal konsantrasyonlar nükleer bir reaksiyon için yetersiz 

Bu günkü kaya uranyum izotop konsantrasyonu yüzde (0,7171). 2 milyar yıl önce, kaya uranyum izotopu U-235 konsantrasyonu yüzde 3 idi. Bu, 2 milyar yıl önceki bir uranyum nükleer reaksiyonu için uygun değildi. Buna rağmen 2 milyar yıl önce böyle bir reaksiyon meydana geldi. Bu da gösteriyor ki, böyle bir reaksiyonun ancak yapay olarak ve insan eliyle gerçekleşmesi mümkündür.

Şekil 3: Reaktör Bölgesi... Fosil reaktör maden ocağının yan tarafında beton içine alınmış. Betonlama, fosil reaktörün radyasyon açısından tehlikeli oluşundan değil, ocağın eğiminden dolayı kaymasını önlemek üzere yapılmış 

SONUÇ ve DÜŞÜNCELER:

Oklo fenomeni olarak bilinen, jeolojik ortamda 15'den fazla nükleer reaktör fosilinin keşfi olayı ile ilgili olarak en son yayınlanan (2011) bilimsel makalelerden birinde yazarlar diyor ki "Bu fenomenin keşfinden bu yana 40 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen olay hâlâ bütün gizemini koruyor” [1].

Bir diğer bilimsel makalede ise Petrov ve arkadaşları tarafından “1972 yılında Gabon’da Oklo çıplak reaktörlerinin keşfi, 1945 yılında Enrico Fermi ve ekibi tarafından yapay füzyon zincirleme reaksiyonunun keşfinden bu yana, reaktör fiziğinin belki de en önemli olaylarından biri” yorumu yapılıyor [2].

Bu bulguları iyice incelediğimizde, önümüze çıkan tablo ise, yaklaşık 2 Milyar yıl önce Gabon’da teknoloji ve bilim bakımdan bizden daha üstün bir medeniyetin yaşamış olduğudur.

Onlar 2 milyar yıl önce bizim yapamayacağımız bir nükleer reaktör inşa etmiş ve tam olarak 500.000 sene çalıştırmıştır. Bu kulağa inanılmaz gibi gelse de, her şey böyle bir medeniyetin varlığına işaret etmektedir. Ve böyle bir medeniyetin değil böyle çok sayıda medeniyetin dünya üzerinde dönem dönem çok yüksek bilim teknoloji çağları yaşadıklarını ispat eden onlarca başka yayın da web sitemizde bulunabilir. Hemen aşağıdaki bağlantıya tıklayınız!




Oklo Görüntüleri

Oklo Görüntüleri

Oklo Görüntüleri

Oklo Görüntüleri

Oklo Görüntüleri


  1. Salah-Eddine Bentridi, Benoıˆt Gall, Franc¸ois Gauthier-Lafayea, Abdeslam Seghour,
    Djamel-Eddine Medjadi, ”Inception and evolution of Oklo natural nuclear reactors”
    (Ge´ne`se et e´volution des re´acteurs nucle´aires fossiles d’Oklo), C.R. Geoscience 343 (2011) 738–748.
  2. Y. V. Petrov et al., "Natural Nuclear Reactor Oklo and Variation of Fundamental Constants: Computation of Neutronics of Fresh Core," Phys. Rev. C. 74, 064610 (2006).




15 bin yıl önce de dünyamızda, şu çağımızda olandan çok daha yüksek bilim ve teknoloji çağı ve dünyanın tamamına zarar verecek çapta nükleer savaşlar yaşanıyordu. Ayrıntılar ve ispatlar için resmin üzerine tıklayınız!












25 Ağustos 2016 Perşembe

Bronzlaşmanızı sağlayan ışınların bir kısmı milyarlarca ışık yılı uzaktan geliyor

The Astrophysical Journal Letters, dergi, Işık hızı, Işıktan hızlı yolculuk, foton, Astronomi, Güneş, Güneş sistemi, Gezegenler,


Astrophysical Journal adlı dergide yayınlanan araştırmaya göre bronzlaşmamızı sağlayan ışığın küçük bir kısmı başka galaksilerden geliyor.

Foton Nedir?



Foton, fizikte ışık ve enerji taşıyan küçük temel taneciklerdir.

Güneşe çıktığımızda vücudumuza saniyede yaklaşık 1 seksilyon tane foton çarpar.




1 seksilyon = 1.000.000.000.000.000.000.000 = 10^21'dir. Yani 1 milyar tane 1 trilyon = 1 seksilyondur.

Cildimize çarpan fotonların 10 trilyonda 1'i başka galaksilerden geliyor.



Dışarıdayken vücudumuza çarpan fotonların saniyede yaklaşık 10 milyar tanesi intergalaktik (galaksiler arası) bölgeden ve kara deliklerden çıkan radyasyondan geliyor.

Milyonlarca yıl geçmişten gelen bronzluk.

Galaksilerarası yıldızlardan veya kara deliklerdeki radyasyondan gelen bu fotonların çoğu milyonlarca ışıkyılı uzaktan gelip vücudumuza çarpıyor. Işık hızı ile ilerleyen fotonlar milyonlarca yıl seyahat edip dünyamıza gelip vücudumuza çarpıyorlar.

Yani diğer bir deyişle bronzlaşmamıza neden olan fotonlar aslında milyonlarca yıl geçmişten geliyorlar.

Diğer gezegenlerden yansıyan ışınlar.



Güneş'ten gelen fotonların ise tamamı doğrudan vücudumuza gelmiyor. Güneş'ten çıkan fotonların yaklaşık 1000'de 3'ünü Güneş sistemindeki diğer gezegenlere veya diğer gökcisimlerine çarpıp Dünyamıza yansıyan fotonlar oluşturuyo
r.

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Cennet ve cehennem şu anda yaratılmış durumda. Öyle ise içleri boş mu? İçlerinde birileri varsa, o insanlar kim? | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, Space Explorer, Süleyman Hilmi Tunahan, atom, ılliyin, siccin, ali erol, hatıratım, kıyamet, mizan, mahşer, cennet, cehennem,

KİM BU İNSANLAR?


"Atom cevheri 'Ba'sü ba'del mevti' (öldükten sonra dirilmeyi) isbat eder. Madem ki tohumu olan her şey kayıp olup tekrar diriliyor, insan ve bütün âlemler, atomları hâriç helâk olacak
ve tekrar dirileceklerdir. İncir çekirdeği misâli." (1)


Birinci sur üfürülünce dünyamız ve üzerinde hayat bulunan bütün dünyalar ve bütün kainat, atomları hariç yok olacaklar. İkinci sura üfürülünce de her şey atomlarından yeniden bir araya getirilecek. Hesap kitap görülecek ve sonra evli evine, köylü köyüne... Yani cennete girecekler cennete, cehennemlik olanlar cehenneme...

Ya yeniden var edilen gezegenler/dünyalar/alemler; insanlık cennet ya da cehenneme doluştuktan sonra ne olacaklar? Bir daha sura üfürülerek yok mu edilecekler?

Bu güne kadar kopan kıyametlerde, hesapların görülmesinden sonra, boşalmasının ardından bu alemlere yeni ademler gönderilmiş. Çok çok büyük İslam alimlerinin söylediğine göre daha önce belki yüz binlerce belki de milyonlarca kere kıyamet kopmuş. Bunun dini delillerini de bilimsel delillerini de yıllardır www.SpaceExplorer.TV adresinde anlatıyorum. 

Bu sefer bir de şu bilgiye dikkat kesilelim: 

"Birinci sur'da her şey helak olacak, illâ cemâl-i ilâhiye bağlı olan cennet ve ervâh-ı müslimin (müslümanların ruhları) müstesna. Sadece muvakkat bir an için, in'amdan (nîmetlerden) mahrum olarak geçecek" (2)


Daha önceki yazılarımda hep anlatmıştım. Henüz cennete giren ya da cehenneme giren hiç kimse yok. Ya Illiyyin'e ya da Siccin'e gitti ölen bütün insanların ruhları. Henüz kabir alemi yaşanıyor. Mahşerden, hesaptan sonra cennete ve cehenneme girilecek. Bütün bunları dini delilleri ile izah etmiştim, hatırlarsınız... Öyle ise bizim kıyametimiz koptuğunda geçici bir süre için nimetlerden yoksun kalacak olan mü'min ruhlar hangileri? Bizden önceki ademlerin nesilleri mi? 

1 ve 2: Hatıratım, Ali Erol, Fazilet Neşriyat

NOT: Bu tarz bir yazıma ilk defa denk geldiyseniz, bir kanaat belirtmeden ve yorum yapmadan önce mutlaka şu yayınları inceleyin: 









DİKKAT! Bizi, Facebook ve benzeri sansürcü Amerikan/Siyonist sosyal ağlarından sağlıklı şekilde takip etmeniz mümkün değil. Telegram yazılımı kurarak, oradaki SpaceExplorer.TV grubumuza takipçi olmanız, en doğru davranış olur. Telegram'daki SpaceExplorer.TV kanalının adresi: www.t.me/SpaceExplorerTV

(Bu yayın 15.08.2016 tarihinde paylaşılmıştır.)