Top Social

Featured Posts Slider

.

Image Slider

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Efsane mi, gerçek mi? | Geçmişte dev insanlar yaşadı mı? Sosyal medyada fotoğrafları dolaşan dev insan iskeletleri gerçek mi?

avc bin unuk, nuh aleyhisselam, nuh tufanı, nuh'un gemisi, Geçmiş teknoloji devirleri, Adem aleyhisselamdan öncesi, Mehmet Fahri Sertkaya,



Hud suresinin 44. ayetinin tefsirinde şu haber nakledilir:



Rivayete göre, Avc bin Unuk isimli devden başka, gemiye binemeyen herkes Nuh tufanında boğuldu. Bu dev, çok uzundu. Tufanda su ancak beline ulaşabildi.



Bundan dolayı tufanda bu dev ölmedi. Boğulmamasının bir sebebi de şudur ki, Nuh peygambere (a.s.) gemi yapımı için Hint ardıcı ağacının kerestesini Şam’dan bu dev getirmişti. Gemi yapımında Hz. Nuh’a yardımcı olduğu için Allah onu kurtardı . (1)


 

Masallara konu olacak çapta tarif ve tasvir edilen Avc bin Unuk’la ilgili haberler İsrailiyattan olduğu gibi Kur’an'ın nassına da aykırıdır. Nuh(as)’un oğlu ölür de, Avc b. Unuk nasıl ölmez. Üstelik Nuh(as): “Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcıyı bırakma”(2) diye dua etmiş, bunun üzerine Cenab-ı Allah da: “Hepsini helak ettik” buyurmuştur (3).

Bazı muteber alimlerin, müfessirlerin (tefsir alimlerinin) de, bazı ince meselelerde aldanmış ve isabet edememiş olması mümkündür. Böyle haller, onların itibarına gölge düşürmez. Bu dünyada peygamberler dahi hatadan korunmuş değildir. Günahtan korunmuştur. Günah derecesinde olmayan hatalar ki bunların genel adı zelledir, ismet (masumiyet) sıfatına sahip peygamberlerde bile görülmüştür.

Nuh aleyhisselamın hayatına dair anlatılan ve ne yazık ki yer yer muteber kaynaklara da geçmiş bazı bilgiler, gerçek değildir. Yıllardır yazılarımı takip edenler bilirler ki, sadece Nuh tufanı ve devler konusu değil, pek çok mühim meselede, pek çok muteber esere, gerçek dışı bilgiler karışmıştır.

Böyle bir dev yaşamamıştır. Bu devin kendisi de, geçmişi/ailesi/soyu/kavmi de yoktur. Neslinin devamı, eşi, çocukları, torunları da yoktur. Allah teala dilerse elbette bir anne ve baba olmadan da bir dev insan yaratabilir. Lakin bu sünnetullaha yani Allah tealanın adetine aykırıdır. İsa aleyhisselamı bile babasız olarak, sadece bir anneyi vesile ederek ve o anne hiçbir erkek ile yakınlaşmadığı halde yaratmıştır ama Adem babamız ile Havva validemiz dışında, insan türünden hiç kimseyi annesiz ve babasız yaratmamıştır. Böyle yaratmayı murat etmemiştir.

 

Eskiden beri muteber alimler bile, Adem'den önce başka ademler yaratıldığını, onların kıyametlerinin kopup devirlerinin bittiğini, bizden önceki Adem neslinin kıyametinin kopmasından bize kadar geçen sürede dünyamızda cinlerin yaşadığını, bunlara cin oğulları ya da can oğulları denildiğini, bizim Ademimizin ise altıncı Adem olduğunu ya da alimlerden bazıları da bizden önce altı kere kıyamet koptuğunu ve bizlerin yedinci olduğunu anlattılar. Bu hususta çok derin ilmi münazaralar da her dönemde hep oldu. Günümüzde de oluyor.


Ama günümüzde bu tartışmalara çok daha ciddi yaklaşıp, çok daha net değerlendirmeler yapmak mümkün oluyor. Çünkü günümüz bilimi, daha önceki ademlerin dönemine ait izler, bilgiler bile buldu. Evet, evet... İlk defa duyanların epeyi şaşıracağı bir iddia olabilir ama bu gibi bulgular bulundu.


Bizim Ademimizden bu yana geçen süre çok çok abartılsa bile 40-50 bin yıl olmalıdır. Hadi uçuk bir abartı yapalım da beş yüz bin yıl diyelim. Ama 150 milyon yıllık insan parmağı, eli, ayak izi bulundu ve fiziki özellikler aynı bizim gibi...



Bunları uzun yıllardır kaynakları ile sayfa, site ve bloglarımda paylaştım ki, 500 milyon yıl önce özenle ve yüksek teknoloji ile üretilmiş el aletleri bulundu. Hatta milyarlaca yıl önce nanoteknoloji ile üretilmiş enteresan ve halen günümüz bilim ve teknolojisi ile bile sırrını çözemediğimiz şeyler bulundu da, bunların hepsi kesinleşti ve bilim dünyası hayretler içine düştü de, geçmişte hatta daha önceki ademler döneminde bile, dev insanlar yaşadığına dair herhangi bir bulgu, iz, işaret bulunamadı.



Düşünün, 66 milyon yıl önce soyları tükenen dinozorlardan kaç tanesinin kalıntıları bulundu, halen yenileri de bulunuyor ve dinozorlar hakkında ciddi bilgi elde edildi de, yaşadıkları iddia edilen bir tek dev insanın bile izine rastlanamaz mı? Üstelik bulunan bunca mağara, elle çizilmiş resimler, taşlara işlenmiş bilgiler, tapınaklar, toplu mezarlar, şehir kalıntıları hatta deniz canlılarının kalıntıları ve daha neler neler var da, hiçbir bulguda dev insanlara dair bir bilgi kırıntısı yok. Efsaneler hariç...


Pekiyi de bu devler yaşadı ise, hiç mi yatmadılar, yemediler, uyumadılar, giyinmediler, su içmediler? Hiç mi eşyaları olmadı? Oldu da bu kadar şey bulunuyor da, neden hiç kimse bu derece dev insanların eşyalarından bir tane bile bulamadı? Dünyanın içindeki, yerin çok çok altındaki suların bile, bu suların miktarının ne kadar olduğunun bile bilimsel çalışmaları yapıldı da, yer yüzünde kaç tane büyük yer altı mağarası varsa uzaydan özel ışınlar ile çekilip tespit edildi de, neler neler başarıldı da, bir tane, sadece bir tane dev insan fosili, ya da sadece eli, kolu, ayağı, kafatası bulunamaz mı?

Daha önce uzun uzun yazmıştım, tekrara ihtiyaç yok. Geçmişte dev insanlar yaşamadı. Sosyal medyada dolaşan binlerce resmin hepsi fotomontaj. Bu montajları ilk önce, foto montaj yarışmasına katılan birkaç genç, hiçbir art niyet olmadan yaptı. Bunların tek hedefi kabiliyetlerini göstermekti. Yarışmayı kazanmaktı. Bu kişilerin kimlikleri de gizli değil. Daha sonra bazı televizyon kanallarına çıkarak ya da bazılarına yazılı bilgi sunumu yaparak, vaziyeti izah ettiler, insanların aldanmasına ve kendilerinin de bir tehlike altında kalmasına mani olmak istediler. Türkiye'de bile bir televizyon kanalı, bu gerçeği bütün yönleri ile ele alıp, ispatları ile anlattı.

Lakin bu montaj fotoğrafların çokça ilgi görmesinin ve tartışılmasının ardından, bazı art niyetli foto montajcılar bu fikri, normal iskeletler ile normal insanların boyutlarını değiştirerek montajlama fikrini, içlerindeki alaycı ve nefsani yönü yansıtmanın bir aracına dönüştürdüler. Çirkin niyetlerle, zevk alarak çok yüksek sayıda benzeri montaj fotolar ürettiler/üretiyorlar. Dünya üzerinde milyonlarca foto montaj bilgisine sahip insan var. Bu resimlerin hepsi her yerde dolanıyor da, bir tekinin altında bile "Şurada bulundu, şu buldu, şu kurum olaya müdahale etti, karbon testi yapıldı, şu kadar bin yaşında, şimdi bu iskelet şurada v.s." diye bir ifade yok.

 

Bazıları ise çok basit yapılmış montajlar. Montaj olduklarını anlamak için bu sahada uzman olmaya bile gerek yok. Dikkatle bakınca tutarsızlıklar görülebiliyor ve montaj oldukları meydana çıkıyor. Bir bakıyorsunuz, fotoğraftaki şahsın elinde kürek var ama sadece sapı var. Kürek kısmı yok. Bir bakıyorsunuz fotoğraftaki kişi kafa tasına çekiçle müdahale ediyor. Üzerine basıyor. Oysa öyle bir bulgu, gerçekten bulunmuş olsa, orada, bulgunun o kadar yakınında, sadece çok özel eğitim almış arkeologları, ellerinde çok hassas ve küçük aletler ile görebilirsiniz.

İnanmayın, aldanmayın, geçmişte dev insanlar yaşamadı. Nuh aleyhisselamın gemisi tahtadan da değildi. O zamanda, şu zamanda olduğundan bile çok ama çok ileri bilim ve teknoloji vardı. Yuşa aleyhisselam da dev değildi. O uzun mezarı da gerçek değil. Bütün bunların dini ve bilimsel ispatları  www.SpaceExplorer.TV 'de... Sitemizi bir bütün olarak incelediğinizde, meseleleri çok daha iyi kavrayabileceksiniz. 


1. Hazin Tefsiri, II, 334.
2. Nuh Suresi, 59.
3. Enbiya Suresi, 77.




Dikkatle bakın!
Sağ üst kısımdaki adamın elindeki küreğin, tam da kafatasına yakın olan kısmını görebiliyor musunuz? 


Ve küreğini o şekilde tutacağı yer mi orası?

Nerede o şekilde kürekle tutulup atılan kumlar/topraklar? Böyle bir görüntü gerçek olsa, orada elinde kürek ameleler değil, elinde küçücük fırça ve aletler ile arkeologlar olur.

Aslında bu bir furya... Önce bir kişi, Photoshop yarışmasında ilgi çekici bir konu bulup birinci olmak için yaptı bunu. Sonra da itiraf etti ve "Benim bir art niyetim yoktu. Kimseyi kandırmayı düşünmedim." dedi. Ama sonra bu bir çığır haline geldi. Biraz montaj yapabilen grafikerler, yüzlerce binlerce montaj fotolar hazırladılar. Şimdi bunlar her yerde gerçek zan edilerek paylaşılıyor. 

Geçmişte yaşayan ümmetlerin insanları da bizler gibiydiler. Dünyamızda hiçbir zaman dev insanlar yaşamadı. 



Hemen aşağıdaki bağlantıya tıklayınız!





Üç bin yıllık uzay mekiği heykeli Van'da bulundu. Her şeyi ile günümüz teknolojisi gibi...

Geçmiş teknoloji devirleri, Süleyman aleyhisselam, Arkeoloji, uzay mekikleri, Antik uzaylılar, Göbeklitepe, Dünya tarihi yeniden yazılmalı,


1975 yılında Van dolaylarında yapılan arkeolojik kazılar sırasında, hiç tartışma götürmeyecek bir şekilde mükemmel bir atmosfer içi ve dışı uçuş aracının modeli olan bir heykelcik ortaya çıkarılmıştı. Bariz bir aerodinamik formu olan bu modelde günümüz atmosfer içi ve uzay araçlarında rastlanan şu parçalar yer almaktadır:




- Burun konisi,

- Kokpit,

- Roket kompartımanı, dikey kuyruk,

- Çoklu roket lüleleri.


Kokpitte günümüzde uzay yolcularının kullandıkları türden körüklü bir anti-G elbisesi ve botlar giymiş bir pilot ya da kozmonot oturmaktadır. İki eliyle birden bazı kontrol levyelerini idare ediyormuş gibi bir görünümü olan pilotun oturma şekli çok ilginçtir: bacaklarını yukarıya çekerek karnına doğru bastırmıştır. Bu günkü uygulamalardan biliyoruz ki, pilotlar, karın kaslarını iyice sıkıştırır karınlarını bastıracak şekilde öne doğru eğilirlerse merkez kaç ivmesinin oluşturacağı geçici bayılmaları önleyebilirler.

Böylece, modeldeki pilotun hem oturuş şekli hem de giysisi; kanının, alt karın bölgesiyle bacaklarda toplanmasını önleyerek kalbe doğru basıp, maruz kalacağı yüksek ivme ve ters ivmelerin bünyesi üzerinde oluşturacağı tesirleri önlemeye yöneliktir. Şüphesiz ki bütün bu detaylar, 3 bin yıl önce hayal dünyasından heykeller yapan bir heykeltıraşın bilip de dikkatle eserine yansıtabileceği şeyler değildir. Buradan hadiseye bakınca, ancak böyle yorumlayabiliyoruz ama ya bildiğimiz tarih gerçek değilse ve yaklaşık 3 bin sene önce dünyamız üzerinde şimdikinden bile çok daha ileri bilim ve teknoloji çağı yaşanmışsa? Ya o zamanda bu heykeli yapan sanatçı, gerçekte imal edilmiş ve çok sık olarak gördüğü bir uzay mekiğinin heykelini yapmışsa?

Araçta kullanılan roket tahrik sisteminin, günümüzde kullanılan türden herhangi bir yakıtı taşıyamayacak kadar sınırlı bir hacim içinde yer aldığı aşikârdır. Dolayısıyla, bunun, vimana denilen kadim uçan araçları sevk etmede kullanılan cıva esaslı bir tahrik sistemi olması çok muhtemeldir.

Bu sistemin egzoz çıkışını sağlayan lülelerin birden fazla olması da gerçekten ilginçtir: günümüze ilk kez, insan taşıyan uzay kapsüllerini yörüngeye oturtmak için geliştirilen devasa roketlerde kullanılan çoklu lüle sistemine böyle kadim bir uçan araç modelinde rastlanması, roket uzmanlarının ilgisini çekecek bir husus olsa gerek!



Bu gizem dolu heykelciğin kökenini ve esrarını araştırmamız gerekmektedir. Arkeoloji bize bu uzay aracının bir Urartu eseri olduğunu söylemektedir. Mevcudiyeti arkeolojik keşifler öncesinde bazı Asur metinlerinden öğrenilmiş olan Urartu Krallığının milattan önce 9 yy.da kuzeydoğu Anadolu’da geliştiğini görüyoruz.

Milattan önce 8.yy.da sınırlarını genişletmişler ve kuzeyde Kafkasların ötesine, doğuda Urmiya gölüne, batıda da Fırat a kadar ulaşmışlardı. Başkentleri Van’ın güneydoğusunda yer alan ve söz konusu kazıların yapıldığı toprak kale ya da Tuşpaydı. Toprak kale kayalardan oluşmuş doğal bir muhkem mevki üzerinde kurulmuştu. Şehre kayalara oyulan bir geçitten geçilerek giriliyordu.

Urartu krallığının yer aldığı dağlık bölgeye Urartu adını, Urartuların güney sınırındaki güçlü komşuları olan Asurlular vermişlerdi. Bu ad, daha sonra, İbranicede Ararat şeklini almış ve batılıların Ağrı dağı için kullandıkları Ararat adı buradan gelmiştir. Ne var ki Ağrı dağı Urartu sınırları içinde kalan gizemli mahiyetteki tek dağ değildi.


Şu yayınımız da konu ile alakalıdır ve ilginizi çekecektir. Üzerine tıklayın!

Antik uzaylılar, Daha önceki teknoloji çağları, Geçmiş teknoloji devirleri, Göbeklitepe, Hattuşaş, Türkiye, Videolar, Youtube videoları,
26 Ağustos 2016 Cuma

İki milyar yıl önce dünyamızda nükleer santraller vardı | Geçmişte çok defa yüksek bilim ve teknoloji çağları yaşandı | SpaceExplorer.TV

Adem aleyhisselamdan öncesi, Arkeoloji, gabon, Geçmiş teknoloji devirleri, Kıyamet, nükleer reaktör, Nükleer silahlar, oklo fenomeni,



Afrika’daki Gabon Cumhuriyeti, zengin uranyum yataklarına sahiptir. 1972 yılında Fransa’daki bir fabrika Gabon’dan uranyum ithal etti. Fabrika ithal ettiği uranyumu incelediğinde büyük bir sürprizle karşılaştı, çünkü uranyum çoktan rafine edilmiş ve kullanılmıştı.



Doğal uranyum izotopu U-235, nükleer yakıtta bulunan yüzde 0,7202 bölünebilir bir malzemeye sahiptir. Fakat Afrika’dan ithal edilen uranyumdaki izotop yüzdesi 0,7171 idi, yani bu uranyumun daha önceden kullanılmış olduğu anlamına geliyordu.



Modern bilim çevrelerinden büyük ilgi


Şekil 1: Oklo Uranyum Cevher Yatağı
Zamanında dünyanın dört bir yanından gelen bilim adamları bu fenomeni keşfetmek için Gabon’da toplandı. Onlar bir takım araştırmalar yaptıktan sonra bu uranyumun bulunduğu yerde, bu günkü modern bilimin bilgisini aşan ve çok gelişmiş bir nükleer reaktörün bulunduğunu keşfettiler. Bu reaktör 1,8 milyar yıl önce inşa edilmiş ve 500.000 yıl çalıştırmıştı.


Bu uranyum madenini iyice araştırıldıktan sonra, uluslararası nükleer konferansta sonuçları yayınlanmış ve paylaşılmıştır. Paylaşılan bu araştırma sonuçlarında en ilginç olanı ise, bu uranyumun parçalanmış olduğu ve uranyumun bulunduğu bölgede radyoaktif atıkların tespit edildiği bilgisidir.

Devasa büyüklükte bir reaktör 

Bu devasa nükleer reaktör ile bugünkü mevcut çağımızın reaktörleri kıyaslanamaz. Yapılan araştırmalara göre, bu nükleer reaktör, birkaç mil uzunluğunda idi. Fakat buna rağmen bu devasa reaktörün termik etkisi, sadece 40 metrelik dar bir çevreyi kapsıyordu.

Bu gerçekler ile karşı karşıya kalan bilim adamlarından bazıları, bu nükleer reaktörün insan yapımı olamayacak kadar kusursuz olduğunu ve ancak doğal bir reaksiyon sonucu meydana gelen doğal bir reaktörden söz edilebileceğini iddia ederek, insanlık tarihine ve fizik bilimine bakışımızı tepetaklak edecek bu konuyu kısa sürede kapatmak istediler. 

Gerekli olan saf su nereden geliyor?


Şekil 2: 15 reaktörün yerlerini gösteren harita

Dr. Glenn T. Seaborg, Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Komisyonu eski başkanı ve ağır elementlerin sentezi üzerine yaptığı çalışmalarından dolayı Nobel Ödülü almış bir bilim adamıdır. Doğal bir reaksiyon için gerekli bazı şartların eksiksiz bir şekilde bir araya gelmesi gerektiğine işaret eden Dr. Glenn, örneğin nükleer reaksiyon için suyun son derece saf olması ve sadece yüzde bir milyon gibi en ufak bir kirlilikteki bir suyun, bu reaksiyonun 'zehirlenmesine' ve durmasına sebep olacağını ve doğada böyle bir saflığa sahip bir suyun bulunmadığını söyledi.

Doğal konsantrasyonlar nükleer bir reaksiyon için yetersiz 

Bu günkü kaya uranyum izotop konsantrasyonu yüzde (0,7171). 2 milyar yıl önce, kaya uranyum izotopu U-235 konsantrasyonu yüzde 3 idi. Bu, 2 milyar yıl önceki bir uranyum nükleer reaksiyonu için uygun değildi. Buna rağmen 2 milyar yıl önce böyle bir reaksiyon meydana geldi. Bu da gösteriyor ki, böyle bir reaksiyonun ancak yapay olarak ve insan eliyle gerçekleşmesi mümkündür.

Şekil 3: Reaktör Bölgesi... Fosil reaktör maden ocağının yan tarafında beton içine alınmış. Betonlama, fosil reaktörün radyasyon açısından tehlikeli oluşundan değil, ocağın eğiminden dolayı kaymasını önlemek üzere yapılmış 

SONUÇ ve DÜŞÜNCELER:

Oklo fenomeni olarak bilinen, jeolojik ortamda 15'den fazla nükleer reaktör fosilinin keşfi olayı ile ilgili olarak en son yayınlanan (2011) bilimsel makalelerden birinde yazarlar diyor ki "Bu fenomenin keşfinden bu yana 40 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen olay hâlâ bütün gizemini koruyor” [1].

Bir diğer bilimsel makalede ise Petrov ve arkadaşları tarafından “1972 yılında Gabon’da Oklo çıplak reaktörlerinin keşfi, 1945 yılında Enrico Fermi ve ekibi tarafından yapay füzyon zincirleme reaksiyonunun keşfinden bu yana, reaktör fiziğinin belki de en önemli olaylarından biri” yorumu yapılıyor [2].

Bu bulguları iyice incelediğimizde, önümüze çıkan tablo ise, yaklaşık 2 Milyar yıl önce Gabon’da teknoloji ve bilim bakımdan bizden daha üstün bir medeniyetin yaşamış olduğudur.

Onlar 2 milyar yıl önce bizim yapamayacağımız bir nükleer reaktör inşa etmiş ve tam olarak 500.000 sene çalıştırmıştır. Bu kulağa inanılmaz gibi gelse de, her şey böyle bir medeniyetin varlığına işaret etmektedir. Ve böyle bir medeniyetin değil böyle çok sayıda medeniyetin dünya üzerinde dönem dönem çok yüksek bilim teknoloji çağları yaşadıklarını ispat eden onlarca başka yayın da web sitemizde bulunabilir. Hemen aşağıdaki bağlantıya tıklayınız!




Oklo Görüntüleri

Oklo Görüntüleri

Oklo Görüntüleri

Oklo Görüntüleri

Oklo Görüntüleri


  1. Salah-Eddine Bentridi, Benoıˆt Gall, Franc¸ois Gauthier-Lafayea, Abdeslam Seghour,
    Djamel-Eddine Medjadi, ”Inception and evolution of Oklo natural nuclear reactors”
    (Ge´ne`se et e´volution des re´acteurs nucle´aires fossiles d’Oklo), C.R. Geoscience 343 (2011) 738–748.
  2. Y. V. Petrov et al., "Natural Nuclear Reactor Oklo and Variation of Fundamental Constants: Computation of Neutronics of Fresh Core," Phys. Rev. C. 74, 064610 (2006).




15 bin yıl önce de dünyamızda, şu çağımızda olandan çok daha yüksek bilim ve teknoloji çağı ve dünyanın tamamına zarar verecek çapta nükleer savaşlar yaşanıyordu. Ayrıntılar ve ispatlar için resmin üzerine tıklayınız!












25 Ağustos 2016 Perşembe

Bronzlaşmanızı sağlayan ışınların bir kısmı milyarlarca ışık yılı uzaktan geliyor

The Astrophysical Journal Letters, dergi, Işık hızı, Işıktan hızlı yolculuk, foton, Astronomi, Güneş, Güneş sistemi, Gezegenler,


Astrophysical Journal adlı dergide yayınlanan araştırmaya göre bronzlaşmamızı sağlayan ışığın küçük bir kısmı başka galaksilerden geliyor.

Foton Nedir?



Foton, fizikte ışık ve enerji taşıyan küçük temel taneciklerdir.

Güneşe çıktığımızda vücudumuza saniyede yaklaşık 1 seksilyon tane foton çarpar.




1 seksilyon = 1.000.000.000.000.000.000.000 = 10^21'dir. Yani 1 milyar tane 1 trilyon = 1 seksilyondur.

Cildimize çarpan fotonların 10 trilyonda 1'i başka galaksilerden geliyor.



Dışarıdayken vücudumuza çarpan fotonların saniyede yaklaşık 10 milyar tanesi intergalaktik (galaksiler arası) bölgeden ve kara deliklerden çıkan radyasyondan geliyor.

Milyonlarca yıl geçmişten gelen bronzluk.

Galaksilerarası yıldızlardan veya kara deliklerdeki radyasyondan gelen bu fotonların çoğu milyonlarca ışıkyılı uzaktan gelip vücudumuza çarpıyor. Işık hızı ile ilerleyen fotonlar milyonlarca yıl seyahat edip dünyamıza gelip vücudumuza çarpıyorlar.

Yani diğer bir deyişle bronzlaşmamıza neden olan fotonlar aslında milyonlarca yıl geçmişten geliyorlar.

Diğer gezegenlerden yansıyan ışınlar.



Güneş'ten gelen fotonların ise tamamı doğrudan vücudumuza gelmiyor. Güneş'ten çıkan fotonların yaklaşık 1000'de 3'ünü Güneş sistemindeki diğer gezegenlere veya diğer gökcisimlerine çarpıp Dünyamıza yansıyan fotonlar oluşturuyo
r.

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Cennet ve cehennem şu anda yaratılmış durumda. Öyle ise içleri boş mu? İçlerinde birileri varsa, o insanlar kim? | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, Space Explorer, Süleyman Hilmi Tunahan, atom, ılliyin, siccin, ali erol, hatıratım, kıyamet, mizan, mahşer, cennet, cehennem,

KİM BU İNSANLAR?


"Atom cevheri 'Ba'sü ba'del mevti' (öldükten sonra dirilmeyi) isbat eder. Madem ki tohumu olan her şey kayıp olup tekrar diriliyor, insan ve bütün âlemler, atomları hâriç helâk olacak
ve tekrar dirileceklerdir. İncir çekirdeği misâli." (1)


Birinci sur üfürülünce dünyamız ve üzerinde hayat bulunan bütün dünyalar ve bütün kainat, atomları hariç yok olacaklar. İkinci sura üfürülünce de her şey atomlarından yeniden bir araya getirilecek. Hesap kitap görülecek ve sonra evli evine, köylü köyüne... Yani cennete girecekler cennete, cehennemlik olanlar cehenneme...

Ya yeniden var edilen gezegenler/dünyalar/alemler; insanlık cennet ya da cehenneme doluştuktan sonra ne olacaklar? Bir daha sura üfürülerek yok mu edilecekler?

Bu güne kadar kopan kıyametlerde, hesapların görülmesinden sonra, boşalmasının ardından bu alemlere yeni ademler gönderilmiş. Çok çok büyük İslam alimlerinin söylediğine göre daha önce belki yüz binlerce belki de milyonlarca kere kıyamet kopmuş. Bunun dini delillerini de bilimsel delillerini de yıllardır www.SpaceExplorer.TV adresinde anlatıyorum. 

Bu sefer bir de şu bilgiye dikkat kesilelim: 

"Birinci sur'da her şey helak olacak, illâ cemâl-i ilâhiye bağlı olan cennet ve ervâh-ı müslimin (müslümanların ruhları) müstesna. Sadece muvakkat bir an için, in'amdan (nîmetlerden) mahrum olarak geçecek" (2)


Daha önceki yazılarımda hep anlatmıştım. Henüz cennete giren ya da cehenneme giren hiç kimse yok. Ya Illiyyin'e ya da Siccin'e gitti ölen bütün insanların ruhları. Henüz kabir alemi yaşanıyor. Mahşerden, hesaptan sonra cennete ve cehenneme girilecek. Bütün bunları dini delilleri ile izah etmiştim, hatırlarsınız... Öyle ise bizim kıyametimiz koptuğunda geçici bir süre için nimetlerden yoksun kalacak olan mü'min ruhlar hangileri? Bizden önceki ademlerin nesilleri mi? 

1 ve 2: Hatıratım, Ali Erol, Fazilet Neşriyat

NOT: Bu tarz bir yazıma ilk defa denk geldiyseniz, bir kanaat belirtmeden ve yorum yapmadan önce mutlaka şu yayınları inceleyin: 









DİKKAT! Bizi, Facebook ve benzeri sansürcü Amerikan/Siyonist sosyal ağlarından sağlıklı şekilde takip etmeniz mümkün değil. Telegram yazılımı kurarak, oradaki SpaceExplorer.TV grubumuza takipçi olmanız, en doğru davranış olur. Telegram'daki SpaceExplorer.TV kanalının adresi: www.t.me/SpaceExplorerTV

(Bu yayın 15.08.2016 tarihinde paylaşılmıştır.)
13 Ağustos 2016 Cumartesi

Ne olduğu belirlenemeyen ve uzayda her şeyi bildiğimizin tersine yapan Niku isimli cisim, mega boyutlarda yapay bir uzay aracı olabilir mi? | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mega uzaylı yapıları, ay yapay mı, güneş sistemi yapay mı, niku, gök bilimi, neptün, uzay, güneş, gezegenler, venüs, astronomi - uzay bilimi,

Uzay'da Bir Şeyler Oluyor!

Neptün'ün de daha ilerisinde keşfedilen ve Niku adı verilen cisim, bildiğimiz her şeyin tersini yapıyor!

Gök bilimciler, Neptün'ün ilerisinde, neredeyse bütün gezegenlere dik olarak hareket eden bir cisim bulmuş durumdalar. Dahası, "Niku" adı verilmiş olan bu Neptün ötesi cisim, Güneş'in çevresinde de zıt yönde dönmekte. Gök bilimciler şimdilik bu olayın sebebini bulabilmiş değil. (Venüs de güneş sisteminde, diğer gezegenlere inat, kendi ekseni etrafındaki dönüşünü ters yönde yapan bir gezegen ve bu keşfedildiğinden bu güne kadar gök bilimciler bunun da sebebini çözemediler.)

Gezegen sistemleri, bir yıldızın çevresinde oluşan toz ve gaz düzlemi ile tanımlanmakta. Yıldız sistemlerinin açısal momentumu sayesinde de çevresindeki bütün cisimler aynı yönde hareket etmekteler. Ancak astronomların bulduğu üzere Niku, Güneş sistemi düzleminin üzerinde bulunmakta ve yukarı doğru hareket etmekte. Bunun anlamı da bir başka gücün Niku'yu etkilediği.

Harvard-Smithsonian Center'dan kıdemli astrofizikçi Matthew Holman, bu durumun, dış güneş sisteminde bilmediğimiz bir şeyler olduğunu gösterdiğini belirtmekte. Her ne kadar Holman'ın ekibi ilk olarak Niku'nun yörüngesinin Dokuzuncu Gezegen tarafından etkilendiğini düşünse de, daha sonra yapılan analizler, Niku'nun böyle bir etki için çok uzakta olduğunu gösteriyor. Ayrıca bu araştırmalar sırasında, Niku'nun Güneş'in çevresinde zıt yönde 110 derece açı ile dönen bir grup nesneden sadece biri olduğu fark edildi.

Her ne kadar bu verilerin tamamı şimdilik bilinmeyen bir sonuca doğru yönelse de, henüz bir ipucu bulunabilmiş değil.

DİKKAT! Bizi, Facebook ve benzeri sansürcü Amerikan/Siyonist sosyal ağlarından sağlıklı şekilde takip etmeniz mümkün değil. Telegram yazılımı kurarak, oradaki Akademi Dergisi grubumuza takipçi olmanız, en doğru davranış olur. Telegram Akademi kanalının adresi: www.t.me/AkademiDergisi
5 Ağustos 2016 Cuma

Bilinen dünya tarihi yıkılıyor | Binlerce sene önce de dünyamızda yüksek bilim ve teknoloji vardı



Bilinen dünya tarihi yıkılıyor. 

Binlerce sene önce de dünyamızda yüksek teknoloji vardı. Hatta şu anda mevcut olandan daha yüksek bilim ve teknoloji vardı ve hâlâ o seviyeye yeniden ulaşamadık. 

Ve bu iddianın dini ve bilimsel onlarca ispatı var. 

Şu ahir zamanın mürşidi kamili olan büyük İslam alimi Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) bu hususta yaklaşık 70-80 sene önce İstanbul'un kürsülerinde enteresan bilgiler anlatıyordu. Onun anlattıklarını son 15-20 senedir dünyanın çeşitli milletlerine ve inançlarına mensup bilim adamları keşfetmeye başladılar. Şu anda, onun anlattıklarını ispat eden yüzlerce somut delil var.

Bu dünyadan değil | Kameraya yakalanan dünya dışı teknolojiyi ve astronotu yakından görün | Enteresan uzay aracı ve insansı uzaylı [video]

Gerçek UFO görüntüleri, UFO, UFO'lar gerçek mi?, Uzaylı, Uzaylılar da insan mı?, Videolar, dünya dışı teknoloji, Space Explorer,






Benzerlerini izleyin!




















Cennet ve cehennem nerededir?

cennet, cehennem, ılliyin, siccin, Sema katları, Yedi kat sema, Mehmet Fahri Sertkaya, Ruh, dört ana unsur, ölüm, Geçmiş teknoloji devirleri, atom, Kıyamet,




Cehennem yer altında değildir. Cennet de...


Cennet ve cehennem yedi kat semanın daha da üzerinde, arş-ı âlâ'da... Şu anda mevcutlar. Varlar. Ama ölenler cennete de cehenneme de gitmiyorlar. Kabir alemini yaşıyorlar. 

Kabir alemi (Alem-i berzah) da yer altında değil. Sadece bedenler, dört ana unsurdan meydana gelmiş olan, ateş, hava, su, topraktan ibaret olan, madde olan bedenler toprak altında kalıp çürüyor. Lakin madde olmayan, dört ana unsurdan meydana gelmemiş olan ruhlar, maddesel olarak ulaşılamayacak ve idrak sınırlarımızın anlamaya yetmeyeceği bir hızla, görevli meleklerin hızı ile, geçici bir süre için, yine yedi kat göğün üzerindeki bir katta (Alem-i kürs'ün de üzerindeki arş-ı âlâda, yani 9. kat gökte) olan Illiyyin ve Siccin denen iki farklı yere götürülüyor.

Illıyyin'de kabir azabı bile çekmeden doğrudan cennete girecek olan mü'minlerin, Siccin'de ise kabir azabı ya da cehennem azabı çekecek olan müminlerin ruhları ile bir de ebedi azap çekecek olan kafirlerin ruhları bulunuyor. Illiyyin cennet misali bir yer. Siccin ise cehennem misali bir yer... Illiyyin'de ya da Siccin'de olan ruhlar ile, dünyamızda kabrinde olan bedenler arasındaki bağlar da tam anlamı ile kopmuyor. Ruhla bedenin 12 bağı var ve ölümle birlikte bunlardan sadece üçü, hareket, konuşma ve ısı bağı kopuyor. Ölüp Illiyyin'e ya da Siccin'e götürülmüş bile olsa ruh, dünyadaki cesedinin başına ya da kabrinin başına gelen kişileri görüyor, duyuyor, anlıyor ama cevap verme hakkı kendisine verilmiyor. 

Belki de kırk bin yıldır Illiyyin'de ya da Siccin'de kıyametin kopmasını bekleyen ruhlar var. Adem aleyhisselamdan bu güne, vefat eden hiç kimse cennete ya da cehenneme gitmedi. Hepsi kıyameti ve hesap gününü, bedenleri toprağın altında, ruhları Illiyyin'de ya da Siccin'de olmak üzere bekliyorlar. Kimi azap içinde kimi nimetler ve zevkler içinde bekliyor. Bedenleri çoktan çürümüş toprağa karışmış olanların bile kuyruk sokumundaki nohut tanesi kadar bir kemikleri çürümedi ve kıyamet koptuktan sonra, ikinci sur üfürülünce hepsi bu kemiklerindeki atomlardan başlamak sureti ile tekrar bir araya getirilecekler. Atomu olan hiçbir şey tam anlamı ile kaybolmuyor. 

Kıyamet kopup hesaplar görüldükten sonra, o ana kadar Illiyyin'de ya da Siccin'de bulunanlar, hesaptan sonra cennete ya da cehenneme girecekler. İmanını kurtaran ama günahkar olan mü'minler cehenneme geçici bir süre için girecekler. Hak ettikleri azabı çekip sonra sonsuz olarak cennete konulacaklar. Kafirler ise sonsuz kalmak üzere doğrudan girecekler. 

Kiminin kabri cennet bahçelerinden bir bahçe misali, kiminin kabri cehennem çukurlarından bir çukur misali ama hiç biri cennette ya da cehennemde değil... Peki Cennet ve cehennem şu anda fiilen varsa neden kıyamete kadar da, cennette ya da cehennemde değiller, öyle ise cennet ve cehennem neden var?

Çünkü kainatta daha önce de pek çok defa kıyamet koptu ve bizim Ademimizden önce başka ademler ve nesilleri de yaratıldı. Bunlar da dünya hayatlarını yaşayıp imtihan olup cennetlik ya da cehennemlik oldular. Bizden önceki Ademlerin nesillerinden sonsuz azaba müstahak olanlar, an itibari ile cehennemde bir dakikasına bile tahammül edilemeyecek azabı sonsuz olarak çekmeye devam ediyorlar. Cennettekiler de tahmin bile edemeyeceğimiz güzellikte bir cennette zevk içinde hiç bir sıkıntı duymadan, gönüllerinin istediği her şey kendilerine verilerek, sonsuz olarak bulunuyorlar. 

Dünyamızda yaklaşık 3 milyar yıl önce nanoteknoloji ile üretilmiş aletler, günümüzdeki kazılarda bulunmuş iken ve bizden önce de başka ademler, belki bir milyon başka adem yaratıldığına dair dini deliller de var iken, daha önce de Ademler yaratıldığını ve kıyametler koptuğunu en büyük İslam alimleri bile kabul etmişken, şu tahminde bulunmak yerinde olur ki belki de aralarında yüz milyarlarca yıldır cennette ya da cehennemde olan ruhlar bile vardır. 

Allahü teâlâ, âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:

"Hayır (o kâfirler gibi olmayın). Çünkü itâatkâr olan iyilerin kitâbları (amelleri), hiç şüphesiz İlliyyîn'dedir." (Mutaffifîn sûresi: 18)

"İnsanı, şehvetler, Allahü teâlânın düşmanı olan nefsin arzû ve istekleri kaplamıştır. O, bunlarla mücâdele etmekle vazîfelidir. Şehvetlerin düşkünü oldukça, esfel-i sâfilîne (aşağıların aşağısına, hayvanların ve şeytanların seviyesine) iner. Şehvetlerini yendikçe, İlliyyîn'e ve meleklerin derecesine yükselir." (İmâm-ı Gazâlî)

"Mü'min ölüm döşeğine yattığı vakit, melekler çeşitli misk kokulu ipek mendil ile gelip, yağdan kıl çeker gibi, rûhunu bedeninden ayırırlarken; "Ey mutmainne (Hakîkate ermiş, bu sebeble kendisinde hiçbir şüphe ve tereddüt kalmamış) nefs, sen Rabbinden, Rabbin de senden râzı olduğu hâlde, Allah'ın rahmet ve keremine dön!" derler. Rûh çıktığı vakit, o kokular arasına konur, ipek mendil üzerine bağlanır ve İlliyyîn'e götürülür..." (Hadîs-i şerîf-İhyâ-ül-Ulûm)

"Mü'min ölenlerin, İlliyyîn'deki rûhları, arasıra yâni Allahü teâlâ dileyince, mezarlardaki cesedlerine red olunurlar (gönderilirler). En çok Cumâ geceleri böyle olur. Birbirleri ile buluşur, konuşurlar. Rûhlar İlliyyîn'de iken, cesed olmaksızın da, nîmetlenir, lezzetlenir." (İmâm-ı Yâfiî)

"Hafaza (koruyucu melekler) yâni Kirâmen kâtibîn, bir kişinin amel defterini Allahü teâlâya arz ettiklerinde; "Siz kullarımın üzerine hafazasınız. Kalbini bilen benim. Amelini hâlis ettiğinden (yâni amellerini ihlâsla, Allah rızâsı için yaptığından), onun defterini İlliyyîn'e koyun. Çünkü onu af ve mağfiret ettim" diye Allahü teâlâ vahyeder (bildirir)." (Zemahşerî)



İlgili yayınlardan bazıları:
(Sitemizde aşağıdakilerin benzeri çok daha fazla yayın vardır.) 




- Kâinat/Evren ne kadar büyük? Kâinatın özet haritası | 7 kat sema ve daha da üzeri

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Uzaylı filmleri | Karanlıktan Gelen | Dark Skies | Bir, ‘Gri uzaylılar’ tarafından kaçırılma hikayesi...

Uzaylı filmleri | Karanlıktan Gelen | Dark Skies | Bir, ‘Gri uzaylılar’ tarafından kaçırılma hikayesi...




Karanlıktan Gelen (Dark Skies) filminin Türkçe alt yazılı fragmanı 






Karanlıktan Gelen (Dark Skies) filminden, gri uzaylılara ve kaçırılmalara dair etkileyici bir kesit (Türkçe dublaj)




Vizyon Tarihi: 31 Mayıs 2013

Yapımı: 2013 - ABD

Tür: Gerilim, Korku

Süre: 97 Dak.

Yönetmen: Scott Charles Stewart

Oyuncular: Keri Russell , Josh Hamilton , Dakota Goyo , Kadan Rockett , J.K. Simmons

Senaryo: Scott Charles Stewart

Yapımcı: Jason Blum , Jeanette Brill

Film konusu ve özeti

'Paranormal Activity' ve 'Ruhlar Bölgesi' filmlerinin yapımcısından yeni bir doğa üstü korku filmi daha; bu kez konu insanları kaçırıp üzerlerinde testler yapan gri uzaylılar (gray aliens)


Şehrin ufak mahallesinde yaşayan genç bir aile, Daniel ve Lacey Barett çifti huzurlu ve güvenli hayatlarını bir anda tehdit eden bir dizi rahatsız edici ve açıklanamayan olaylara tanık olmaya başlıyor. Tahmin edilemez derecede korkunç bir kuvvet tarafından tehdit edildiklerini anladıklarında Barret ailesi tam olarak ne ile karşı karşıya olduklarını araştırmaya başlıyorlar. Durumu kendi yolları ile çözmeye çalışarak bu ölümcül gizemin peşine düştüklerinde, onlarca yıldır dünyanın dört bir tarafında yaşanan 'Gri uzaylılar tarafından kaçırılma hadisesi' ile kendilerinin de karşı karşıya olduklarını görüyorlar ve olaylar gelişiyor...




Karanlıktan Gelen (Dark Skies) filminin posteri - afişi
(Büyük görmek için üzerine tıklayın)