Top Social

Featured Posts Slider

.

Image Slider

17 Ağustos 2017 Perşembe

Caner Taslaman ve benzerleri, yeni bir şey denemiyor. Kur'an'dan başka delil tanımayan sapık Kur'aniyyun akımı, Siyonist/Misyoner ortak tuzağıdır | Akademi Dergisi

akademi dergisi, caner taslaman, ehl-i sünnet ve cemaat, gerçek yüzü, gizli yahudiler, hadis-i şerif, içimizdeki israil, imam-ı rabbani hz., kuraniyyun,
Bu akım, Kur’an’dan başka hiçbir kaynağı kabul etmez ve sünneti dahi inkâr ederler. Kur’aniyyun; Seyyid Ahmed Han'ın düşünceleri etrafında Abdullah Çekrâlevî tarafından Hindistan'da oluşturulan cemaattir. Ahmedüddin Amristarî, Muhammed Eşlem Ceracpûri ve Gulam Ahmed Perviz, bu akımın ileri gelenleridir.

İslâm dünyasında "ehl-i Kur'ân" ve "Kur'âniyyûn" olarak bilinen bu ekol 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştır. Sözü edilen düşünce, bir cemaat kimli­ğiyle 1902 yılında Abdullah Çekrâlevî ta­rafından "ehlü'z-zikr ve'l-Kur'ân" adıyla Lahor'da ortaya çıkarılmıştır. Asıl adı Gu­lâm Nebî olan ve 1899'da adının başına Abdullah'ı ekleyen Çekrâlevî, hayatının büyük bir kısmını ehl-i hadîsten biri ola­rak geçirmişken, 19. yüzyılın sonlarında bu hareket­ten kopmuş ve katı bir hadis muhalifi ol­muştur. Onun ve aynı dönemde yaşayan birçok ilim adamının bu değişiminde Hint alt kıtasına has dinî-fikrî hareketliliğin etkisi vardır. 

Büyük Britanya Krallığı'nın önce fiilen, 1857'den sonra aynı zamanda resmen etki alanına giren bölgeye gön­derilen Batılı misyoner, ilim ve siyaset adamları Kur'an, hadis, fıkıh ve İslâm ta­rihi hususunda tartışma konuları açmış­lar, yenilmişlik psikolojisi içerisinde bulu­nan bazı müslüman ilim adamları da, bu yenilgilerinin temel sebeplerinden birinin ilerleme ve gelişmeye engel teşkil eden din anlayışı olduğunu düşünerek yanılmışlardır. Bu din anlayışını besleyen aslî kaynak da on­lara göre hadislerdir. Bölgede ve özellikle Hindistan’da 17. yüz­yıldan itibaren din adamları ile sık sık mü­nazaralar yapan misyonerler ve İngiliz sömürgesi durumuna düştüğü yıllarda burada eğitim, bilim ve si­yaset adamı olarak bulunan Sir William Muir, Aloys Sprenger, Josef Horovitz, Sir Thomas Walker Arnold, Arthur Stanley Tritton ve Otto Spies gibi şarkiyatçılar (Doğunun kültürünü, dinini araştırmaya ömrünü adayan kişiler ki bunların ezici çoğunluğu bu işi İslam'ı içten yıkmak için yapmışlardır) bu değişimin hızlanmasında etkili olmuşlar­dır. Yani Sünnet-i Nebevî düşmanlığı sömürgeci batılılar tarafından, büyük bir tuzak olarak Müslümanlar arasına sokulmuştur.
16 Ağustos 2017 Çarşamba

Sabetaycı gizli Yahudi Caner Taslaman'a ve çevresine Diyanet Ansiklopedisi'nden ret: Sadece Kur'an akımı, İngiliz gizli servisinin tuzağıdır.

akademi dergisi, mevdudi, caner taslaman, cansu canan özgen, emre dorman, hindistan, gerçek yüzü, diyanet vakfı, islam ansiklopedisi, şarkiyatçılar, misyonerler, muhammed abduh,


Diyanet Ansiklopedisi'nin 'Kur'aniyyun' maddesini olduğu gibi aktarıyoruz:


Seyyid Ahmed Han’ın düşünceleri etrafında Abdullah Çekrâlevî tarafından Hindistan’da oluşturulan cemaat.

İslâm dünyasında “ehl-i Kur’ân” ve “Kur’âniyyûn” olarak bilinen bu ekol XIX. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştır. Sünneti tamamen red ederek sadece Kur’an’ı benimseme anlayışı ilk defa II. (VIII.) yüzyılda tartışma konusu olmuş ve günümüze kadar varlığını sürdürmüştür (İmam Şâfiî ile yapılan bir tartışma için bk. el-Üm, VII, 250-254). Mevdûdî, uzun bir aradan sonra Hindistan’da Seyyid Ahmed Han ve Çerağ Ali ile yeniden hayat bulan ve Çekrâlevî, Ahmedüddin Amritsarî, Muhammed Eslem Cerâcpûrî ve Gulâm Ahmed Pervîz tarafından devam ettirilen bu düşünceyi, müslümanların Batı felsefesi ve kültürü ile karşılaşmasının ve bunlar karşısındaki yenilmişliğin psikolojik bir sonucu olarak görür (Sünnet ki Âǿinî Ĥaysiyyet, s. 16-17).

Sözü edilen düşünce, bir cemaat kimliğiyle 1902 yılında Abdullah Çekrâlevî tarafından “ehlü’z-zikr ve’l-Kur’ân” adıyla Lahor’da ortaya çıkarılmıştır. Asıl adı Gulâm Nebî olan ve 1899’da adının başına Abdullah’ı ekleyen Çekrâlevî, hayatının büyük bir kısmını ehl-i hadîsten biri olarak geçirmişken (Muhammed İkrâm, s. 71-72) XIX. yüzyılın sonlarında bu hareketten kopmuş ve katı bir hadis muhalifi olmuştur. Onun ve aynı dönemde yaşayan birçok ilim adamının bu değişiminde Hint alt kıtasına has dinî-fikrî hareketliliğin etkisi vardır. Büyük Britanya Krallığı’nın önce fiilen, 1857’den sonra aynı zamanda resmen etki alanına giren bölgeye gönderilen Batılı misyoner, ilim ve siyaset adamları Kur’an, hadis, fıkıh ve İslâm tarihi hususunda tartışma konuları açmışlar, yenilmişlik psikolojisi içerisinde bulunan bazı müslüman ilim adamları da bu yenilgilerinin temel sebeplerinden birinin ilerleme ve gelişmeye engel teşkil eden din anlayışı olduğunu düşünmüşlerdir. Bu din anlayışını besleyen asıl kaynak da onlara göre hadislerdir. Bölgede XVII. yüzyıldan itibaren din adamları ile sık sık münazaralar yapan misyonerler ve hâkimiyet yıllarında burada eğitim, bilim ve siyaset adamı olarak bulunan Sir William Muir, Aloys Sprenger, Josef Horovitz, Sir Thomas Walker Arnold, Arthur Stanley Tritton ve Otto Spies gibi şarkiyatçılar bu değişimin hızlanmasında etkili olmuşlardır. Batı’da hüküm süren pozitivizm ve natüralizmin de bu değişimde rolü olduğunu kabul etmek gerekir.

Bu faaliyetler sonucunda yeni bir söylem geliştiren en belirgin şahsiyet Seyyid Ahmed Han olmuş, arkadaşları Çerağ Ali, Muhsinülmülk ve Seyyid Emîr Ali de onun yolundan gitmiştir. Bunlar sünnet karşıtı söylemlerini sadece yayınlarında ortaya koymamışlar, açtıkları eğitim ve öğretim kurumlarını da buna göre yapılandırmışlardır. İngiliz yönetimi yeni eğitim kurumlarından yetişen gençlere sahip çıkarak kendilerine devlet görevi vermiş, üstün derecede başarılı olanlarına İngiltere’nin Cambridge ve Oxford gibi üniversitelerinde öğrenim imkânı sağlamıştır. 1920 yılına kadar yoğun biçimde devam eden bu faaliyetler sonucunda yüzyıllardan beri bölgede var olan dinî düşünceye karşı çıkan yeni bir nesil yetişmiştir. Seyyid Ahmed Han’ın temsil ettiği düşünceyi savunanlara önceleri “münkirîn-i hadîs” ve “neyçirî” (natüralist) gibi adlar verilirken Çekrâlevî ile birlikte ehl-i Kur’ân olarak anılmıştır.

Aynı yıllarda İslâm dünyasının diğer bölgelerinde de benzer eğilimler ortaya çıkmış, Muhammed Abduh ve M. Reşîd Rızâ’nın Kur’an’a vurgu yaparak hadise eleştirel açıdan yaklaşımları çağdaşlarını etkilemiştir. Tabip Muhammed Tevfîk Sıdkī, el-Menâr dergisinde yayımlanan “el-İslâm hüve’l-Kur’ân vahdeh” adlı makalesinde (IX/7 [1324/1906], s. 515-524; IX/ 12 [1324/1907], s. 906-925) sünneti tamamen dışlayan bir söylem geliştirmiştir. Aynı eğilimler Osmanlı coğrafyasında ve Kuzey Afrika’da da görülmüş, fakat bunlardan hiçbiri Hint alt kıtasındaki gibi sistemli ve sürekli olmamıştır (İslâm dünyasındaki sünnet tartışmaları için bk. Mustafa es-Sibâî, s. 138-149, 176-223; M. Mustafa el-A‘zamî, I, 26-29; Hatiboğlu, s. 206-387). Ancak Kur’âniyyûn hareketine eğitimli kesimin dışında halk fazla rağbet etmemiştir. Bunun temel sebebi imam, pîr, mevlânâ, şeyh gibi şahsiyetlerin halk üzerinde etkili olmasına karşılık yeni yapılanmada hiyerarşinin reddedilmesi ve konulara daha entelektüel bir boyutta yaklaşılmasıdır.
12 Ağustos 2017 Cumartesi

Hadisleri ret eden ''Sadece Kur'an'' akımı, İngiliz gizli servisinin üretimidir. Şimdi CIA casusları bu taktiği kullanırlar | Mehmet Fahri Sertkaya

adnan oktar, kur'aniyyun akımı, caner taslaman, sabetaycılar, gizli yahudiler, adolf hitler, siyonizm, ibrahim kalın, masonlar, cansu canan özgen, akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya,

'Yalnız Kur'an-ı Kerim' diyerek, hadisleri delil tanımayanların temelsiz, samimiyetsiz ve art niyetli davalarını yıkmaya, sadece şu ayet yeter: 

➥'Nitekim içinizden size (melek değil de sizin gibi insan olan) bir peygamber gönderdik. O size (Cebrail isimli meleğin kendisine aktardığı) âyetlerimizi okuyor, sizi temizliyor, size kitabı (Kur'an-ı kerimi) VE HİKMETİ öğretiyor.' (Bakara, 151)

Bu ayet-i kerimede, peygamberimizin vazifesinin sadece Kitabı, ayetleri iletmekle sınırlı olmadığı, bu vazifesi ile birlikte hikmeti öğrettiği, böyle de bir vazifesi olduğu açıkça beyan ediliyor. Burada "hikmet" in peygamberimizin sözleri, fiilleri yani sünneti olduğu da anlaşılıyor.
9 Ağustos 2017 Çarşamba

Sabetaycı Caner Taslaman ile İslamcı Ebubekir Sifil tartışmasının göz ardı edilen yönü | Akademi Dergisi

akademi dergisi, caner taslaman, ebubekir sifil, islamcılık, sabetaycılar, içimizdeki israil, gerçek yüzü, gizli yahudiler

Ormanda, yaban eşeği ile tilki, otun rengi konusunda tartışıyorlar. Eşek, otun renginin kırmızı, tilki ise yeşil olduğunu iddia ediyor. 


Tartışma büyüyüp, kavgaya dönüşüyor ve birbirlerini yaralıyorlar. Ormandaki huzur ve sükuneti bozdukları için aslan kralın huzuruna çıkarılıyorlar.